<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
	<title>m&#252;sl&#252;mancagri</title>
	<link>http://muslumancagri.azbuz.com</link>
	<description>m&#252;sl&#252;mancagri</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>21 Dec 2007 12:17:01 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>m&#252;sl&#252;mancagri</title> 
  <link>http://muslumancagri.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>efendimizin cennette d&#252;&#287;&#252;n&#252;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006719386</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <b>PEYGAMBERİMİZİN Hz. ZEYNEP BİNT-İ CAHŞ'LA EVLENMESİ <br><hr align="center" size="1" color="#990000" width="500"></b><div align="justify">Hicretin 5. senesi, Zilkâde ayı.<br>Hz. Zeynep binti Cahş, Resûl-i Ekrem Efendimizin halası Ümeyme binti Abdülmuttalib'in kızı idi. Daha önce Peygamber Efendimizin evladlık edindiği Hz. Zeyd bin Hârise ile evlenmişti. Bu evliliğin dünürlüğünü de bizzat Resûl-i Ekrem Efendimiz yapmıştı.62<br>Hz. Zeynep ve ailesi böyle bir evliliği istemedikleri halde sırf Peygamber Efendimizin ısrarı üzerine rıza göstermişlerdi.<br>Hz. Zeyd, izzetli zevcesi Hz. Zeynep'i kendisine mânen küfüv (denk) bulmuyordu. Bu durum mânevî imtizaçsızlığa sebep oluyordu. Nitekim evliliklerinin birinci yılı henüz bitmişken, Hz. Zeyd, Peygamber Efendimize gelerek, "Yâ Resûlallah! Ben, âilemden ayrılmak istiyorum" dedi.<br>Peygamberimizin cevaben, "Zevceni tut boşama! Allah'tan kork" buyurdu.63<br>Fakat Hz. Zeyd, ferasetiyle Hz. Zeynep'in yüksek bir ahlâkta yaratılmış olduğunu ve bir peygamber hanımı olacak fıtratta bulunduğunu hissetmişti. Kendisini de ona zevc olacak fıtratta mânen küfüv bulmadığı için boşadı.<br>Peygamber Efendimiz, mânevî geçimsizlik sebebiyle Hz. Zeyd ve Hz. Zeynep arasındaki evliliğin son bulmasından son derece üzüldü. Çünkü, bu evliliği kendisi arzu etmişti. Durumun düzeltilmesi, mahzun Zeynep (r.a.) ile hâdiseden dolayı üzülen akrabalarının gönlünün alınması gerekiyordu.<br>Hz. Zeynep'in iddeti (boşandıktan sonra beklemesi gereken müddet) dolmuştu.<br>Resûl-i Ekrem Efendimiz birgün Hz. Âişe Validemizle oturmuş sohbet ediyordu. Bu esnada kendisine vahiy geldi. İnen âyetlerde Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyordu:<br>"Zeyd o hanımla alâkasını kesince Biz onu sana nikâhladıktâ ki evlâtlıklarının boşadığı hanımlarla evlenmenin mü'minler için günah olmayacağı anlaşılsın. Allah'ın emri işte böylece yerine getirilmiştir.<br>"Allah'ın kendisi için takdir ettiği şeyi yerine getirmesinde Peygamber için bir vebâl yoktur. Daha önce geçen peygamberler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın emri, tâyin edilmiş ve değişmez bir hükümdür."64<br>Vahiy hali sona erince, Kâinatın Efendisi Peygamber Efendimiz (a.s.m.) gülümsedi, "Allah'ın, onu bana gökte nikâhladığını, Zeynep'e, kim gidip müjdeler?" buyurdu.<br>Âyet-i kerimelerden açıkça anlaşılacağı gibi, Cenâb-ı Hak, Hz. Zeynep'i zevceliğe alması için Peygamberimize emir vermiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bu emre uyarak Hz. Zeynep'i zevceliğe almıştır. Âyet-i kerimedeki "Biz onu sana zevce yaptık" beyanı bu nikâhın bir akdi semavi olduğuna açıkça delâlet ediyor. Demek ki, bu nikâh, harikulâde, örf ve zahiri muâmelelerin üstünde sırf Allah'ın emriyledir ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Allah'ın emrine boyun eğmiştir. Nefsî arzularla hiçbir ilgisi yoktur.<br><br><b>Bu evliliğin mühim bir hikmeti</b><br>Cenâb-ı Hakkın emriyle, Peygamber Efendimizle (a.s.m.) Hz. Zeynep arasında kurulan bu evliliğin ehemmiyetli bir şer'i hükmü olduğu gibi, Bütün mü'minleri ilgilendiren bir hikmet ve fayda tarafı da vardı. Bu da konu ile ilgili gelen vahyin: "Tâ ki, evlâtlıklarını, kendilerinden alâkalarını kestikleri zevcelerini almakta mü'minler üzerine günah olmasın" meâlindeki kısmında beyan buyurulmuştur.<br>Çünkü, Cahiliyye Devrinde, bir kimse birisini evlât edindiği zaman, halk, evlâtlığı, onun adıyla anar ve evlâtlık, öz evlât gibi o kimsenin mirasından faydalanırdı. Haliyle bu inanca göre, evlâtlığın boşadığı kadını, onu evlât edinen kimse alamazdı, bu haramdı.<br>İşte, Peygamber Efendimizin, Allah Teâlânın emrine uyarak, Hz. Zeynep'i zevceliğe almasıyla Cahiliyye Devrinin bu inanç ve âdetinin bâtıl olduğunu ortaya kondu. Böyle bir durumda mü'minler için de vebâl ve günahın söz konusu olamayacağı belirtildi.<br><br><b>Münafıkların Dedikoduları</b><br>Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hz. Zeynep'le evlenince, her meselede fırsat kollayıp, Müslümanlar arasında fitne ve fesatı çıkarmaya can atan münafıklar, bu meselede de ileri geri konuşmaya başladılar. Cahiliyye Devri inancına göre, evlâtlığın boşadığı karısını almayı haram sayıp, bunu Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) aleyhinde dedikodu vesilesi yapıp, "Muhammed, evlâdın karısıyla evlenmeyi haram kıldı. Kendisi ise oğlu Zeyd'in boşadığı karısıyla evlendi" diyerek yaygaraya başladılar.65 Gelen vahiy bu hususa da açık bir şekilde şöyle cevap veriyordu.66<br>"Muhammed hiçbirinizin babası değildir; o Allah'ın Resûlüdür ve peygamberlerin sonuncudur. Allah ise herşeyi hakkıyla bilir."67<br>Peygamberlerin, ümmetlerine bir baba gibi nazar ve hitapları risâlet vazifesi itibariyledir, beşeri şahsiyetleri itibariyle değildir. Bu bakımdan, elbette onlardan zevce almanın uygun olmayacağından bahsedilemez. Kur'ânı Kerim, zihinlerde bu hususta uyanacak herhangi bir istifhamı bertaraf etmek maksadıyla, meâlini aldığımız son âyet-i kerime ile mânen şöyle demektedir:<br>"Peygamber rahmeti İlâhiye hesabıyla size şefkat eder, pederâne muâmele eder ve risâlet namına siz Onun evlâdı gibisiniz. Fakat şahsiyeti insaniye itibariyle pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münasip düşmesin! Ve sizlere 'oğlum' dese, ahkâmı şeriat itibariyle siz onun evlâdı olamazsınız!"68<br>Böyle bir çok cihetlerden hikmetleri bulunan ve hayırlara vesile olan bu pâk ve nezih evliliğe toz kondurmak ve bununla da Resûl-i Kibriyâ Efendimizin yüce şahsiyetine gölge düşürmek niyetiyle çırpınıp duranların, hüsni niyetten ne kadar uzak ve maksadı hareket ettikleri, elbette ki, bu izahlarımız neticesinde, basiret ve feraset sahibi mü'minlerin gözünden kaçmaz.<br><br><b>Düğün Ziyafeti Ve Bir Mu'cîze</b><br>Evliliklerinde Ashabına düğün ziyafeti tertiplemek, Resûl-i Ekrem Efendimizin bir âdeti idi. Bu âdet, Müslümanlar arasında da günümüze kadar sünnet olarak devam edip gelmiştir.<br>Fahr-i Kâinat Efendimiz, Hz. Zeynep'le evlendiği gün, Enes bin Mâlik'in annesi Ümmü Süleym, kendilerine yağda kavrulmuş biraz Medine hurması gönderdi. Gönderilen hurma küçük bir kap içinde ancak Peygamber Efendimiz ve Hz. Zeynep'e kâfi gelebilecek kadardı.<br>Hâdiseyi, bu bir avuç hurmayı getiren "Hâdimi Nebevî" ünvaniyle şöhret bulan Hz. Enes bin Mâlik şöyle anlatır:<br>"Nebî (a.s.m.) götürdüğümü kabul etti ve 'Bana, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali'yi (r.a.) çağır' diye emretti. Bu arada daha birçok kimsenin ismini zikretti. Resûlullahın azıcık bir yiyecek için birçok kimseyi çağırmayı bana emretmesine şaştım. Ama emrine aykırı hareket edemezdim. Onların hepsini çağırdım.<br>"Bu sefer, 'Bak, Mescid'de kim varsa, onları da çağır' dedi. Öyle yaptım. Mescid'e gidip, orada namaz kılan kimi buldumsa onlara, 'Resûlullahın düğün ziyafetine buyurunuz' dedim.<br>"Geldiler. Nihayet sofra doldu. Bana, 'Mescid'de kimse kalmadı mı?' diye sordu. 'Hayır' dedim.<br>"Bu sefer, 'Bak, yolda kim varsa, onları da çağır' dedi.<br>"Çağırdım. Odalar da doldu. 'Gelmeyen kimse kaldı mı?' diye sordular.<br>"Hayır, yâ Resûlallah!" dedim.<br>"'Haydi çanağı getir' buyurdu.<br>"Getirip önüne koydum. Elini çanağın üzerine koyup bereket duâsında bulundu. Bundan sonra, 'Onar onar halkalansınlar ve herkes kendi önünden yesin' buyurdu.<br>"Dâvetliler emredilen şekil üzere oturarak doyuncaya kadar yediler. Böylece bütün dâvetliler bölük bölük gelip yiyip gittiler."Ben çanaktaki hurmaya bakıyordum. Sofada ve odalarda bulunanların hepsi ondan doyuncaya kadar yedikleri halde çanaktaki hurma getirdiğim gibi duruyordu.<br>"Resûlullah bana, 'Ey Enes! Kaldır' diye emretti. <br>"Ben de çanağı kaldırdım. Sonra da annemin yanına vardım. Hâdiseyi. olduğu gibi anlattım. Annem de bana, 'Hiç hayret etmene gerek yok! Eğer, Allah ondan bütün Medinelilerin yemesini dilemiş olsaydı, hepsi de yer ve doyarlardı' dedi."69<br>Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) dini, dâveti ve risaleti umumî olduğu için, hemen hemen Kâinatın her nevinden mucîzelere mazhar olmuştur. Duâsıyla yemeklerin bereketlenmesi hususunda da birçok mucîzeler göstermiştir. Mevzu ile ilgisi bakımından bu mucîzeyi burada naklettik. Ve, duâ ediyoruz:<br>"Yâ Rab! Resûl-i Ekremin (a.s.m.) bereketi hürmetine bize ihsan ettiğin maddî ve mânevî rızkımıza bereket ihsan eyle!"<br><br><b>Hicâb Âyetinin Nâzil Olması</b><br>Hz. Zeynep'in düğün yemeğine dâvet edilenler, dağılmış, sadece üç kişi kalmıştı. Bunlar oturup konuşmaya dalmışlardı. Peygamber Efendimiz bu durumdan hoşlanmadı. Kalkıp Hz. Âişe'nin odasına kadar gitti. Sonra birbiri ardınca Ezvâc-ı Tâhiratın da odalarına uğradı. Biraz sonra konuşanlar gitmişlerdir zannıyla döndü. Fakat, onlar hâlâ konuşmalarına devam ediyorlardı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, onlara birşey diyemedi. Tekrar, Hz. Aişe Vâlidemizin odasına doğru gider gibi davrandı. Bu sırada onlar da kalkıp gittiler. Peygamber Efendimize haber verilince hemen geri döndü. Hücre-i Saâdete girdi.<br>Daha önceleri de Hz. Ömer, "Yâ Resûlallah! Hanımlarınızı perde arkasına alsanız. Zira, huzurunuza her çeşit insan gelir, gider" derdi. Fakat, Cenâb-ı Hak tarafından herhangi bir emir gelmediğinden Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Hz. Ömer'in bu sözüne karşı sükût ederdi. Hattâ bir gün Ezvâc-ı Tâhirattan Hz. Sevde'yi dışarda görmüş ve "Ey Sevde! Biz seni tanıdık" demişti.70 Bu sözü, Hicab hakkında İlâhî emrin gelmesini şiddetle arzu etdiği için sarfetmişti.<br>Hz. Zeyneb'in düğün yemeğinde de yukarıda bahsettiğimiz hâdise meydana gelince, hicâb âyeti nâzil oldu:<br>"Ey îmân edenler! Yemek için dâvet olunmadan Peygamberin evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Dâvet edildiğinizde ise girin; fakat yemeğinizi yedikten sonra sohbete dalmadan dağılın. Bu hareketleriniz Peygambere eziyet verir; o da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez. Peygamberin hanımlarından birşey istediğinizde de perde arkasından isteyin. Hem sizin kalbiniz, hem de onların kalbi için bu daha temiz bir harekettir. Ne Allah'ın Resûlüne eziyet vermeniz, ne de ölümünden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız size ebediyen câiz değildir. Muhakkak ki bu Allah katında pek büyük bir günahtır."71<br>Nâzil olan bu âyet-i kerimeyi Peygamber Efendimiz dışarı çıkıp halka okudu. Bunun üzerine Ezvâc-ı Tâhirat da perde arkasına çekildiler.72<br>Bundan sonra, neseb ve süt emme yönünden akraba olanlarla, hizmetçi ve hürriyetlerine kavuşmak için anlaşma yapmış bulunanlar dışındakilerle Ezvâc-ı Tâhirat gerektiği zaman ancak perde arkasında konuşur görüşürlerdi.73<br>Bir gün Peygamber Efendimizin yanında Hz. Ümmü Seleme ile Hz. Meymune bulunuyordu. Bu esnada âmâ olan Abdullah ibni Ümmi Mektum (r.a.) içeri girdi. Peygamberimiz hanımlarına, "Perde arkasına çekiliniz" diye emretti.<br>Onlar, "Yâ Resûlallah, o âmâ değil midir? Gözleri görmez ve bizi tanımaz" dediler.<br>Peygamber Efendimiz, "Siz de âmâ mısınız? Onu görmüyor musunuz?" buyurdu.74<br><br><b>Müslüman Kadınlara Tesettürün Emredilmesi</b><br>Bir kısım edepsiz münafıklar, köle kadınlara sataşırlardı. Zaman zaman sâir kadınları da, köle zannıyla rahatsız ederlerdi.<br>Bunların, mü'minlerin hanımlarını da rahatsız ettikleri olurdu. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda ise, "Biz onları köle sanmıştık" diyerek mazeret uydururlardı.<br>Bu hâdiseler üzerine Müslüman kadınların örtünmelerini emreden şu âyet-i kerime nâzil oldu:<br>"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların hür ve iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için daha uygundur."75<br><br>62. Tabakât, 8:101.<br>63. A.g.e., 8:101; Tirmizî, Sünen, 5:354; ibn-i Kesir, Tefsir, 3:491.<br>64. Ahzab Sûresi, 37-38.<br>65. Cahiliyye Devrinin bu evlâd edinme âdeti Kur'ân-ı Kerîmin şu mealdeki âyet-i kelimeleriyle ortadan kaldırılmıştır. '... Allah evlâtlıklarınızı, oğullarınız hükmünde kılmamıştır. Bunlar sizin ağzmızdaki mânâsız bir sözden ibarettir. Allah ise hakkı bildiriyor ve kullarını doğru yola iletiyor.<br>'Onları kendi babalarına nisbet edin; Allah katında doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, zâten onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Bu hususta unutarak veya bilmeyerek yaptığınız hatadan dolayı sizin için bir günah yoktur; siz ancak kasten yaptıklarınızdan mes'ulsünüz. Allah ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.' (Ahzab Sûresi, 4-5.)<br>66. Tirmizî, Sünen, 5:352.<br>67. Ahzab Sûresi, 40.<br>68. Mektûbat, s. 28-29.<br>69. Müslim, 2:1051.<br>70. A.g.e., 4:151.<br>71. Ahzab Sûresi, 53.<br>72. Müslim, 4:151.<br>73. Tabakât, 8:177.<br>74. A.g.e., 8:178.<br>75. Ahzab Sûresi, 59.<br><br></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>14 Feb 2008 15:11:59 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006719386</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>kainat&#305;mn yarat&#305;l&#305;&#351;&#305; ve sonras&#305;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007052946</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p style="TEXT-INDENT: 36pt"><span style="COLOR: black">Kainatın ve bu arada dünyamızın yaradılışı ve sonu ile ilgili bugüne kadar ortaya pek çok nazariye konmuştur. Nazariye ilim değildir. Ilmî çalışmalar onu bazen te&#8217;yid edip içine alır, bazen de onu tekzip edip dışarı atar. Böylece nazariyeler ispat edilebildiği nispette tecrübî ilmin sahasına dahil olur. Diğer taraftan mütefekkirler yeni nazariyeler ortaya atmaya devam ederler. Bunlar ekseriyetle müspet ilimlere öncülük edip onların ufkunu geliştirirler. Bu bakımdan nazariyeleri, muhtevaları ispatlanamamış diye hafife almak doğru olmaz. Zira her keşif hayalle başlar.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Evrenin yaradılışına ait en yeni nazariye (teori), bilim adamlarınca geliştirilen &#8220;Dağılan parçacıklar nazariyesi&#8221;dir. Bu nazariyeye göre evren belli bir noktadan başlayan ve sonsuz mekanlara yayılan bir yaradılış şekline sahiptir. Bu sonsuz mekanlara yayılışta devam etmektedir.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Enbiya suresinin 30.Ayetinde mealen (&#8221;Semaların ve arzın (dünyanın) Rakt iken (yekpare, tek bir sistem) bizim onları FAKT (çekip birbirinden koparma) ettiğimizi ve her canlı şeyi sudan çıkardığımızı görüp düşünmediler mi?&#8221;) şeklindeki ifade bilim adamlarının evrenin yaradılışı ile ilgili nazariyeyi te&#8217;yit etmektedir. Ayrıca evrenin sonsuz mekanlara yayılışının devam etmekte olduğu Bakara suresinin 115. Ayeti kerimesinde mealen (&#8221;Allah vâsidir, varlığı sürekli genişletip büyütür.&#8221;)<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ifade buyurulmaktadır.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Evrenin bir noktadan küresel olarak sonsuz mekanlara yayılarak genişleyip büyümesi kıyamete kadar devam edecektir. Kıyametin ne zaman kopacağının bilgisi Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e göre Allah katındadır. Ancak kıyametin nasıl kopacağı ve kıyamet sonrasında nelerin olacağı konusunda Kur&#8217;an-ı Kerim bazı ipuçları vermektedir.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Enbiya suresinin 104. Ayetinde mealen (&#8221;Gün olur göğü, kitapların sahifelerini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dürer gibi düreriz. Ilk yaradılışa başladığımız gibi onu baştan yaparız. Üzerimize bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız.&#8221;) Buyrulmaktadır. Ibrahim suresinin 48. Ayetinde de mealen (&#8221;O gün yer küre başka bir yer küreye dönüşür. Göklerde öyle.&#8221;) Buyrulmaktadır.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Bu iki ayeti biraz açıklayacak olursak: Evrenin sonsuza doğru yayılarak genişleyip büyümesi tersine olarak ilk yaradılış noktasına doğru dürülmesi, büzüşmesi ile evrenin kıyameti kopacak ve sonra Allah tarafından ilk yaradılışta olduğu gibi tekrar bu noktadan küresel olarak sonsuz mekanlara doğru evreni yeniden, başka bir yer küre ve gökler şeklinde yaratacaktır. Yeniden yaratılacak arz ve göklerin bugünkünden farklı ve sonsuza kadar sürecek bir yapıda olacağı, arz (dünya) üzerinde eskiden hayat sürmüş bütün insanların yeniden ihya edilmesiyle &#8220;uhrevi Alem&#8221; dediğimiz aleme mahsus yeni bir hayat başlayacaktır. Nitekim Kur!an&#8217;ı Kerim&#8217;in Vakıa suresinin 61. Ayetinde işaret edildiği üzere mealen (&#8221;sizin emsalinizi değiştirmek ve sizi bilmediğiniz bir neş&#8217;ette yaratmak üzere kadiriz&#8221;) buyrulmaktadır.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Insan vücudu toprakta çürüyüp cezası toprağa kalb olmakla birlikte &#8220;acbuz zenep&#8221; adı verilen bir tek hücre adeta bir cıva molekülü gibi kıyamete kadar mevcudiyetini canlı olarak muhafaza eder. Israfil&#8217;in sur&#8217;u üfürülmeden evvel-alarivayetin- 40 gün koyu kıvamda kürre-i arz üzerine yağmur yağar. Ondan sonra sur üfürülür. O zaman televizyonlarda hızlandırılmış bir çekim ile bitkilerin büyümesi gösterildiğinde müşahede edildiği gibi &#8220;acbuz zenep&#8221; denilen bu hücre-adeta bir tohum gibi rol oynayarak- topraktaki eczasını tekrar cem edip eski vücudu meydana getirir. Nitekim bugün dakik bir ilim olan histoloji (su ilmi)&#8217;nin vasıl olduğu muta (veri) ile bir bardak suyun on milyon DNA molekülünü canlandırmaya muktedir olduğu iddia edilmektedir.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Şayan-ı hayrettir ki 1400 yıldan beri vaki olan her fenni keşif<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Kur&#8217;an-ı te&#8217;yid edegelmiştir. Millerler en seçkin alimlerini toplayarak bir ansiklopedi meydana getirirler ve bununla birbirlerine karşı iftihar ederler. Fakat her yıl bu ansiklopedilere ilave bir çilt çıkarılır. Bu yeni keşiflerin kendilerini tekzip ettikleri noktaları düzeltmek içindir.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim ise 1400 yıl evvel ummi (okumamış yazmamış) bir peygambere nazil olmuş ve yeryer pek çok fenni hakikate temas etmiş olduğu halde 1400 yıllık ilmi çalışmalar önünde daima te&#8217;yide mazhar olmuş hiçbir surette tekzip edilememiştir. Buda onun beşeri bir irade mahsulu olmayıp ilahi bir kaynaktan geldiğini red ve cerhi imkansız bir surette ortaya koymaktadır.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Insanın ikinci yaratılışının yine arz (dünya) üzerinde olacağını Araf suresinin 24-25 ve 26. Ayetlerinden anlıyoruz. (Cenab&#8217;ı Hak Adem ile Havva&#8217;ya :Inin yeryüzüne, belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür. Orada hayat bulacaksınız. Orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.)</span></p><p><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Insanın özünü teşkil eden Ruh ezelde ilk yaratılışla birlikte var olmuştur ve sonsuza dek var olacaktır. Insanoğlu bu sonsuz var oluş serüveni içinde çeşitli evrelerden geçmektedir. Dünya hayatı da ruhun beden elbisesiyle birleşmesi suretinde ortaya çıkan evrelerden biridir. Sosuz zaman içinde ortalama 60-70 senelik çok kısa bir dünya hayatını, barış mutluluk güven ve esenlik (Islam) içinde geçirmek varken bu kavga niye?</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>9 Mar 2008 13:25:06 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000007052946</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>efendimizin kabri</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006732579</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://img301.imageshack.us/img301/1205/hz11muhammedkabriserifief7.jpg" >  
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Feb 2008 12:44:35 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006732579</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>kainat&#305;n yarat&#305;l&#305;&#351;&#305;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006812744</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p style="TEXT-INDENT: 36pt"><span style="COLOR: black">Kainatın ve bu arada dünyamızın yaradılışı ve sonu ile ilgili bugüne kadar ortaya pek çok nazariye konmuştur. Nazariye ilim değildir. Ilmî çalışmalar onu bazen te&#8217;yid edip içine alır, bazen de onu tekzip edip dışarı atar. Böylece nazariyeler ispat edilebildiği nispette tecrübî ilmin sahasına dahil olur. Diğer taraftan mütefekkirler yeni nazariyeler ortaya atmaya devam ederler. Bunlar ekseriyetle müspet ilimlere öncülük edip onların ufkunu geliştirirler. Bu bakımdan nazariyeleri, muhtevaları ispatlanamamış diye hafife almak doğru olmaz. Zira her keşif hayalle başlar.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Evrenin yaradılışına ait en yeni nazariye (teori), bilim adamlarınca geliştirilen &#8220;Dağılan parçacıklar nazariyesi&#8221;dir. Bu nazariyeye göre evren belli bir noktadan başlayan ve sonsuz mekanlara yayılan bir yaradılış şekline sahiptir. Bu sonsuz mekanlara yayılışta devam etmektedir.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in Enbiya suresinin 30.Ayetinde mealen (&#8221;Semaların ve arzın (dünyanın) Rakt iken (yekpare, tek bir sistem) bizim onları FAKT (çekip birbirinden koparma) ettiğimizi ve her canlı şeyi sudan çıkardığımızı görüp düşünmediler mi?&#8221;) şeklindeki ifade bilim adamlarının evrenin yaradılışı ile ilgili nazariyeyi te&#8217;yit etmektedir. Ayrıca evrenin sonsuz mekanlara yayılışının devam etmekte olduğu Bakara suresinin 115. Ayeti kerimesinde mealen (&#8221;Allah vâsidir, varlığı sürekli genişletip büyütür.&#8221;)<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>ifade buyurulmaktadır.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Evrenin bir noktadan küresel olarak sonsuz mekanlara yayılarak genişleyip büyümesi kıyamete kadar devam edecektir. Kıyametin ne zaman kopacağının bilgisi Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e göre Allah katındadır. Ancak kıyametin nasıl kopacağı ve kıyamet sonrasında nelerin olacağı konusunda Kur&#8217;an-ı Kerim bazı ipuçları vermektedir.</span></p><p><span style="COLOR: black"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Enbiya suresinin 104. Ayetinde mealen (&#8221;Gün olur göğü, kitapların sahifelerini<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dürer gibi düreriz. Ilk yaradılışa başladığımız gibi onu baştan yaparız. Üzerimize bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız.&#8221;) Buyrulmaktadır. Ibrahim suresinin 48. Ayetinde de mealen (&#8221;O gün yer küre başka bir yer küreye dönüşür. Göklerde öyle.&#8221;) Buyrulmaktadır.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Bu iki ayeti biraz açıklayacak olursak: Evrenin sonsuza doğru yayılarak genişleyip büyümesi tersine olarak ilk yaradılış noktasına doğru dürülmesi, büzüşmesi ile evrenin kıyameti kopacak ve sonra Allah tarafından ilk yaradılışta olduğu gibi tekrar bu noktadan küresel olarak sonsuz mekanlara doğru evreni yeniden, başka bir yer küre ve gökler şeklinde yaratacaktır. Yeniden yaratılacak arz ve göklerin bugünkünden farklı ve sonsuza kadar sürecek bir yapıda olacağı, arz (dünya) üzerinde eskiden hayat sürmüş bütün insanların yeniden ihya edilmesiyle &#8220;uhrevi Alem&#8221; dediğimiz aleme mahsus yeni bir hayat başlayacaktır. Nitekim Kur!an&#8217;ı Kerim&#8217;in Vakıa suresinin 61. Ayetinde işaret edildiği üzere mealen (&#8221;sizin emsalinizi değiştirmek ve sizi bilmediğiniz bir neş&#8217;ette yaratmak üzere kadiriz&#8221;) buyrulmaktadır.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Insan vücudu toprakta çürüyüp cezası toprağa kalb olmakla birlikte &#8220;acbuz zenep&#8221; adı verilen bir tek hücre adeta bir cıva molekülü gibi kıyamete kadar mevcudiyetini canlı olarak muhafaza eder. Israfil&#8217;in sur&#8217;u üfürülmeden evvel-alarivayetin- 40 gün koyu kıvamda kürre-i arz üzerine yağmur yağar. Ondan sonra sur üfürülür. O zaman televizyonlarda hızlandırılmış bir çekim ile bitkilerin büyümesi gösterildiğinde müşahede edildiği gibi &#8220;acbuz zenep&#8221; denilen bu hücre-adeta bir tohum gibi rol oynayarak- topraktaki eczasını tekrar cem edip eski vücudu meydana getirir. Nitekim bugün dakik bir ilim olan histoloji (su ilmi)&#8217;nin vasıl olduğu muta (veri) ile bir bardak suyun on milyon DNA molekülünü canlandırmaya muktedir olduğu iddia edilmektedir.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Şayan-ı hayrettir ki 1400 yıldan beri vaki olan her fenni keşif<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>Kur&#8217;an-ı te&#8217;yid edegelmiştir. Millerler en seçkin alimlerini toplayarak bir ansiklopedi meydana getirirler ve bununla birbirlerine karşı iftihar ederler. Fakat her yıl bu ansiklopedilere ilave bir çilt çıkarılır. Bu yeni keşiflerin kendilerini tekzip ettikleri noktaları düzeltmek içindir.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim ise 1400 yıl evvel ummi (okumamış yazmamış) bir peygambere nazil olmuş ve yeryer pek çok fenni hakikate temas etmiş olduğu halde 1400 yıllık ilmi çalışmalar önünde daima te&#8217;yide mazhar olmuş hiçbir surette tekzip edilememiştir. Buda onun beşeri bir irade mahsulu olmayıp ilahi bir kaynaktan geldiğini red ve cerhi imkansız bir surette ortaya koymaktadır.</span></p><p><span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'"><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Insanın ikinci yaratılışının yine arz (dünya) üzerinde olacağını Araf suresinin 24-25 ve 26. Ayetlerinden anlıyoruz. (Cenab&#8217;ı Hak Adem ile Havva&#8217;ya :Inin yeryüzüne, belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür. Orada hayat bulacaksınız. Orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.)</span></p><p><span style="mso-tab-count: 1">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span>Insanın özünü teşkil eden Ruh ezelde ilk yaratılışla birlikte var olmuştur ve sonsuza dek var olacaktır. Insanoğlu bu sonsuz var oluş serüveni içinde çeşitli evrelerden geçmektedir. Dünya hayatı da ruhun beden elbisesiyle birleşmesi suretinde ortaya çıkan evrelerden biridir. Sosuz zaman içinde ortalama 60-70 senelik çok kısa bir dünya hayatını, barış mutluluk güven ve esenlik (Islam) içinde geçirmek varken bu kavga niye?</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>20 Feb 2008 10:58:40 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006812744</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>muhammed mustafa (s.a.v.)</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006732465</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <b>Ahmed Muhammed Mustafa(sav)</b> <hr style="COLOR: #f2f2f2" size="1"><div><b><font face="Verdana"><font size="1">Sonsuz rahmet, ehl-i Vefâ,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa.<br>Verir gönüllere safâ,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!..<br>Yüzü kardan ve ya'dan ak,<br>Kerîm, cömert, Habîb-i Hak,<br>Varlık Nûru, Şâh-ı Levlâk,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!..<br>Sevdasında genç ihtiyar,<br>Misli, dengi bulunmaz Yâr,<br>En güzel ve en bahtiyar,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Bütün varlığa sebep,<br>Ümmetini düşünür hep,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!..<br>Âlem halkına ziyâdır,<br>Bir Habîb-i Kibriyâdır,<br>Hem Sultanü'l-Enbiyâdır,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Zaman mekân içinde Tek,<br>Bal akıtır petek petek,<br>Solmaz, pörsümez bir Çiçek,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Güzellerden daha güzel,<br>Akşama, sabaha güzel,<br>Hep kul, hep Allah'a güzel,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Rahmet hasta kalbe Tabib,<br>Yerlere göklere Habîb,<br>En güzel ahlâka sahib,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Sâdık Yâr, gönüller Mâhı,<br>Bütün Enbiyânın Şâhı,<br>İki Cihan Padişahı,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Güneşe Ay'a fezadır,<br>Her türlü medhe sezâdır,<br>Şefî'i rûz-i cezâdır,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>O günleri gelir yâda,<br>Hem mîraç'ta, hem Hira'da,<br>Erdi en yüce murâda,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Âlem bu yüzden var oldu,<br>Hak nuruna mazhar oldu,<br>Arza semaya Yâr oldu,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Rabbinden Selâm getirdi,<br>Bir güzel Kelâm getirdi,<br>Nûn getirdi, Lâm getirdi,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Sevdi hemen yetim diye,<br>Ümmetim, ümmetim, diye,<br>Kur'ân'ı etti hediye,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Gülden, ipekten naziktir,<br>Bütün mahluka fâiktir,<br>Ledünnî ilme mâliktir,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Tarih şunu söyler şimdi:<br>Kerimdi, benî Haşim'di,<br>Mâsum ve Dürr-i Yetîm'di,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Arz'a, Semaya rahmettir,<br>Güneşe, Ay'a rahmettir,<br>Ey Can, Leylâ'ya rahmettir,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Künhüne eremez kimse,<br>Eksik kalır ne dedimse,<br>Sahipti en derin hisse,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Bir rahmet, bir sonsuz Nur'du,<br>Bütün âleme huzûrdu,<br>Hep karde olun buyurdu,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Hep aşık, hep Hakk'a müştâk,<br>İncilerden, billurdan ak,<br>Sultan Nebî, Habîb-i Hak,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!<br>Bilmez zulüm, bilmez cefâ,<br>Kerîm, cömert, ehl-i Vefâ,<br>Ey Necati, dâd-ı Hak'tır,<br>Ahmed, Muhammed, Mustafa!</font></font></b><br></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Feb 2008 12:35:57 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006732465</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>efendimizin dilinden cennet</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006720096</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p>Cennetteki Doğa Güzelliği</p><p>İnsanın ruhu estetikten, simetriden, güzellikten, temizlikten, düzenden, renk uyumundan kısacası mükemmellikten zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Nitekim doğadaki tüm renkler, görüntüler de insanın ruhundaki bu zevke hitap eden en yakın uyum ve güzelliği yansıtırlar. </p><p>İnsanların dinlenmek, rahat etmek için tercih ettikleri mekanlar da hep doğal güzelliklerle iç içedirler. Yeşillik, ormanlık, deniz kenarı ya da nehir kıyısı gibi yerlerde temiz hava, toprak ve su ile yakın olmak insanlara huzur ve mutluluk verir.</p><p>Güneş ışınlarının, temiz havanın doğrudan girmediği, doğal güzelliklerden uzak ortamlar ise genellikle insanların hoşuna gitmez. </p><div align="center"><p><font color="#000066"><b><br><img src="http://www.kurandacennet.com/res/at6.jpg" ><br><br></b></font></p></div><div align="center">Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük &#8216;kurtuluş ve mutluluk&#8217; budur.<br>(Tevbe Suresi, 89)</div><p>İnsanın doğal güzellik arayışı içinde olmasının sebeplerinden biri, Allah'ın insanı cennet güzelliklerinden zevk alacak şekilde yaratmış olmasıdır. İnsan farkında olsa da olmasa da aslında cennet nimetlerinin beklentisi içindedir. Ayetlerde cennetin doğal güzelliklerle iç içe olacağı şöyle haber verilmektedir:</p><p>Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Büruc Suresi, 11) </p><p><span>Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. (Rahman Suresi, 48) </span></p><p>Cennet Ağaçları:</p><p>Ağaçlık mekanlar insanların, içinde bulunmaktan ruhen zevk aldıkları yerlerdendir. İnsanlar her ne kadar binaların yoğunlukta olduğu şehir merkezlerinde yaşasalar da, genellikle ağaçlık, yeşillik mekanlarda bulunmak isterler. Ağaçlık bir yere ait bir görüntü izlemek ya da böyle bir fotoğrafa hatta tabloya bakmak dahi insanlar için bir zevktir. Dünyada pek çok faydasıyla yaratılmış olan ağaçlar, Rabbimiz'in insanlara sunduğu nimetlerdendir. Görkemli görünümleri, benzersiz türleri, çeşitli renkleri, serinletici gölgelikleri ile ağaçlar, insanlara zevk verecek şekilde yaratılmışlardır. Allah'ın "Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler" (Abese Suresi, 30) ayetiyle bildirdiği ağaçlar, ahirette cennete has üstün özellikleriyle yaratılmıştır. Solmadan, kurumadan, yaprakları dökülmeden, ihtişamlı görünümleri ile, ağaçlar da cennetteki kusursuzluk içinde yaratılmışlardır. Aşağıdaki hadislerde ise ağaçların özellikle gölgesinden bir cennet nimeti olarak sıkça bahsedilir:</p><p>Cennette öyle bir ağaç var ki bir süvari gölgesinde yetmiş yahut da yüz sene gider (de bitiremez). O huld -ebedilik- ağacıdır... Cennette bir ağaç var ki, bir kimse dört yaşına girmiş bir dişi deve yavrusuna yahut da beş yaşına girmiş olan bir dişi deveye binmiş olsa da sonra ağacın dip tarafındaki gövdesini dönmeye başlasa hareket ettiği yere ulaşmadan deve ihtiyarlayarak düşer... Onun taze dalları cennet surlarının ötesindekilere ulaşmaktadır. Cennetteki her ırmak muhakkak o ağacın dibinden çıkmaktadır... [Tezkireti'l Kurtubi, s. 311/513]</p><div align="center"><p><font color="#000066"><b><br><img src="http://www.kurandacennet.com/res/orman.jpg" ><br><br></b></font></p></div><div align="center">Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. <br>(Yasin Suresi, 56)</div><p>Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüzyıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İsterseniz şu ayeti okuyun: "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar." [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/9]</p><p>Kuran'da "gölge içinde olmak"tan bir cennet nimeti olarak şöyle bahsedilir:</p><p>İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız... Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız. (Nisa Suresi, 57)</p><p>Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir. (Rad Suresi, 35)</p><p>Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 56)</p><p>Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır; (Mürselat Suresi, 41) </p><p>Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. (İnsan Suresi, 13) </p><p>Muharref İncil'de de cennetten bahsedilirken, Kuran'daki tariflerle mutabık "... Ne güneş ne de kavurucu bir sıcaklık onları çarpacak." ifadesi yer almaktadır. (Yuhanna'ya Gelen Esinleme, 7. bölüm, 16)</p><p>Cennetteki doğal güzelliklerin tarif edildiği pek çok hadiste Tuba ağacından ve onun özelliklerinden bahsedilir. Bu ağaç hakkında Peygamberimiz (sav)'in tarifleri şöyledir:</p><p>... Tuba cennette bir ağaçtır. Büyüklüğü yüz yıllık yer tutar. Ve cennet elbiseleri de onun tomurcuklarından yapılır. [Ramuz el-Ehadis-2, s. 313/7]</p><p>Tuba ağacı benzersiz özelliklere ve görülmemiş bir genişliğe sahiptir. Bunun yanı sıra dünyadaki sebeplerin geçerli olmadığı cennet ortamında cennet elbiselerinin de bu ağaçtan yapıldığı ifade edilmektedir. Başka hadislerde de Peygamberimiz (sav)'in cennetteki ağaçlarla ilgili tarifleri ise şöyledir:</p><p>... Cennet ağaçlarının dip gövdesi inci ve altın, yukarısı da meyvedir. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 315/523]</p><p>Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın. [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/10]</p><p>Cennette Allah'ın benzersiz, sonsuz yaratmasına şahit olacağımız için herşey mümkün olabilir. Örneğin cennet ağaçlarının meyveleri yakut, elmas, safir gibi değerli taşlar şeklinde görünüp, ele alındığında yenecek hale geliyor olabilir. </p><p>Cennetteki ağaçların mahiyetini soran bir sahabeye Peygamberimiz (sav)'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir:</p><p>Bu ağaçların dalları kurumaz, yaprakları dökülmez, suyu kaybolmaz, meyvesi tükenmez. [İlahi Dinlerde Cennet İnancı, s. 54] </p><p>Cennetteki Irmaklar ve Denizler:</p><p>Su kaynakları bulundukları bölgeye bereket verir, orayı canlandırıp temizlerler. Ayrıca suya yakın mekanlarda iklim de hem yaşamaya daha elverişlidir, hem de insanların hoşlarına gidecek ılımanlıktadır. İşte bu nedenle insanların dinlenmek üzere seçtikleri mekanlar da deniz, göl ya da nehir kenarlarına yakın yerler olur. Nitekim Kuran'da takva sahibi olanların Allah'tan bir nimet olarak "cennetlerde ve pınar başlarında" (Hicr Suresi, 45) oldukları bildirilmiştir.</p><p>Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde cennetteki nehirlerden sıkça bahsedilmektedir:</p><p>Cennet ırmakları, misk dağlarının yahut da misk tepelerinin altından çıkar. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 307/501]</p><p>Cennette, bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır. [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097]</p><p><span>Hadiste cennette baldan, sütten, şaraptan denizlerin olacağından bahsedilmektedir. Ancak burada bahsedilen süt, bal ve şarap dünyadakinden çok farklı, cennete has özellikleriyle yaratılmıştır. Cennette bunların her biri tertemiz, lezzet ve rahatlık veren içkilerdir. Örneğin cennette sunulan şarap, dünyadakilere benzememektedir. Cennet ehlini sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu bulandırmayacaktır. Allah'ın cennet için hazırladığı içki,</span><span> "Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir" (Saffat Suresi, 46-47) </span><span>ayetleriyle Kuran'da tarif edilmektedir. </span></p><p>Ayrıca bu örnekler -süt, bal ve şaraptan ırmaklar- cennette Allah'ın kendilerinden razı olduğu kullarını bekleyen çok farklı güzelliklerin olabileceğine işaret etmektedir. Süt çabuk bozulan bir besin olmasına rağmen, cennette sütten deniz ve ırmakların olması oradaki nimetlerin kusursuzluğuna çarpıcı bir örnektir. Cennet ehli dilediği takdirde böyle görüntülerin yaratılması Allah için çok kolaydır. </p><div align="center"><p><font color="#000066"><b><br><img src="http://www.kurandacennet.com/res/selale6.jpg" ><br><br></b></font></p></div><div align="center">Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15) </div><p>Bu nimetler tarif edilirken ırmak ve deniz ifadelerinin kullanılması da özellikle cennetteki bolluğu vurgulamaktadır. İnsanlar dünyada bu nimetleri hep sınırlı miktarlarda görürler. Kavanozlarda, cam şişelerde veya farklı ambalajlarda satın aldıkları bu ürünlerin cennette bir kaynak şeklinde karşılarına çıkması, bozulmadan, kirlenmeden, olabilecek en mükemmel lezzette kendilerine bol bol ikram edilmesi, heyecan verici bir nimet ve güzelliktir. </p><p>Kuran'da da bu ırmakların özelliklerinden detaylı olarak bahsedilmektedir:</p><p>Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15) </p><p><span>Ayette süt, bal, şarap gibi birkaç nimet örnek olarak verilmiştir. Ancak insanın hoşuna giden herhangi bir nimetin ırmak şeklinde akması, su gibi bol, temiz olması, bozulmadan kalması da mümkün olabilir. Ayrıca Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden cennet ehlinin başların ağrımayacağını, kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini bildirir. Allah bir başka ayette </span><span>"kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır" (Saffat Suresi, 45) şeklinde buyurmaktadır. Müminler için cennette "sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap" (Mutaffifin Suresi, 25-27) hazırlanmıştır. (Tesnim: Cennetteki çeşmelerden birinin adıdır.) </span></p><p>Ayetlerde de belirtildiği gibi bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Öte yandan cennette denizlerin altında, nehirlerin dibinde bizim hayal edemediğimiz olağanüstü güzellikler olabilir. Allah dileyenin nefes alma sorunu olmadan dalmasını, çıplak gözle berrak bir görüntüyle deniz altındaki güzellikleri görmesini mümkün kılabilir. Dünyada ancak belgeseller sayesinde haberdar olunan denizaltı güzellikleri, cennette müminlerin kolaylıkla görebileceği ve çok zevk alacakları şekilde olabilir.</p><p>Cennet Toprağının Güzelliği:</p><p>Cennetteki toprağın güzelliği Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde şöyle ifade edilmiştir:</p><p>Cennetin dikilecek ağaçlarını çok ekin. Zira onun suyu tatlı, toprağı güzeldir... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 72/14]</p><p>Cennet binalarının bir tuğlası altın, bir tuğlası gümüş, harcı misk, çakılı inci ve yakut ve toprağı da safrandır... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 200/6]</p><div align="center"><p><font color="#000066"><b><br><img src="http://www.kurandacennet.com/res/ceylan6.jpg" > </b></font></p><p>&nbsp;</p></div><div align="center">Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır. (Lokman Suresi, 8)</div><p>Hadiste cennetteki toprak safran isimli, kıymetli bir bitkiden elde edilen bir baharata benzetilmiştir. Bu bitki vanilya benzeri aroması, canlı, parlak altın sarısı rengi ile baharatlar arasında son derece özel bir yere sahiptir. 1 kg safran elde etmek için 70.000 ile 250.000 arası çiçek toplamak gerekmektedir. Günümüzde safran üretimi her geçen gün azalmaktadır. Bunu etkileyen en önemli faktör ise bitkinin yetiştirilmesindeki zorluktur. Çünkü safrandan 3-4 yıl gibi sürede ürün alınmaktadır. Dünya şartlarında yetiştirilmesi çok zor ve zahmetli olan bu değerli bitkinin, cennette toprağı oluşturacak kadar bol miktarda olması orada nimetin hesapsızca olacağına işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)</p><p>Cennetteki Genişlik:</p><p>Allah Teala cennet ehlini cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya, her biri, yaratıldığından sona ereceği güne kadarki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder. [Ramuz el-Ehadis-1, s. 30/5]</p><p>Peygamber Efendimiz (sav)'in bu hadisinde dikkat çektiği gibi cennette genişlik, ferahlık vardır. Kuran'da cehennem için tarif edilen dar yerlerin, sıkışıklığın tam tersine cennet geniş mekanlardan oluşur. Çünkü insanın ruhu, ufkunun açık olmasından, ferah mekanlardan hoşlanacak şekilde yaratılmıştır. Kuran'da cennetin genişliğinden şöyle bahsedilmektedir:</p><p>Rabbiniz'den olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>14 Feb 2008 15:21:16 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006720096</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>cehennemde sonsuz azab</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006720545</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <a href="" target="_blank" class="pageLinks">Ankara&#8217;da bir rıfai şeyhi şöyle dedi; &#8220;İbni Arabi &#8220;cehennemde kimseye sonsuz azap yoktur&#8221; demiş. Eğer gerçekten böyle dediyse, biz de aynen öyle inanırız.&#8221; Bu söz küfr değil midir?</a><br>Cevap: Bu sözü söyleyen kişi, Rıfai şeyhi Ömer olup bunu gerçekten söyleyip söylemediğini kendisine sorduğumda; &#8220;Eğer İbni Arabi bunu söylediyse benim de itikadım budur&#8221; dedi. Bunu söyleyen ancak cahil ise mazurdur. Zira Allah&#8217;ın ve rasulünün sözüne böyle kayıtsız şartsız teslim olmayıp da, hatadan masum olmayan birinin sözlerine teslim olmak kadar rezil bir cehalet örneği sergilemiştir. Ömer, Ahmed er Rıfai hazretlerinin eserlerini okuyup, işine gelmeyen yerlerini batıl anlayışıyla tevil etmek yerine kendi akidesini düzeltseydi, böyle bir halt yemezdi. Allah Azze ve Celle, büyük zat olduğuna inandığı İbni Arabi&#8217;nin dediğini yalanlamaktadır.<br>Bu konudaki hadislere ve ayetlere gelince; Ebu Said r.a.&#8217;den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; &#8220;Cehennem ehli, cehennemde ne ölürler, ne de yaşarlar. Ancak (küfür ve şirk yüzünden değil de) günahları yüzünden cehenneme girenleri, cehennem ateşi öldürecek, kömür haline geldiklerinde, onlara şefaat etme izni çıkacak, grup grup getirilip cennet nehirlerine atılacaklar. Sonra cennet ehline; &#8220;Haydi onların üzerine su dökün&#8221; denilecek. Böylece onlar, selin yatağında biten daneler gibi biteceklerdir.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn1" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[1]</font></a><br>Cennet ve cehennem fani olmazlar. Günahları sebebiyle cehenneme giren muvahhid kullar, cezalarını çektikten sonra oradan çıkarılırlar. Kafirler ise ebedi olarak cehennem azabına düçar kalacaklardır. İşte ehli sünnetin itikadı bu meselede böyledir.<br>Hariciler ve mutezile; &#8220;Cehenneme giren hiç kimse çıkamaz&#8221; dediler.<br>Mülhidlerden biri olan İbni Arabi Füsus&#8217;ta; &#8220;Cehennemde azab yoktur&#8221; demiştir. Mutezile&#8217;den Ebul Huzeyl el Allaf; &#8220;Cehennemde hayat ve hareket sona erer, cansız varlıklar haline gelirler&#8221; dedi.<br>Cehmiyyeden Cehm Bin Safvan; &#8220;Cehennem sonsuz değildir&#8221; dedi.<br>Şeyhulislam İbni Teymiye, bazı sahabelerden rivayetlerle delil getirmiş, ictihad hatası yapmış, cehennemin fani olacağını bazı sahabelerin söylediğini zannetmiştir. Burada bu iddiayı cevaplandıracağız inşaallah.<br>Allah Teala buyuruyor ki; &#8220;Ama âyetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlar, işte Allâh'ın, meleklerin ve tüm insanların la'neti onların üstünedir. Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır.&#8221;(Bakara 161-162)<br>&#8220;Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.&#8221;(Bakara 167)<br>&#8220;Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!&#8221;(A&#8217;raf 40)<br>&#8220;İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız.&#8221;(Fatır 36)<br>&#8220;Yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: Yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın! denir.&#8221;(Secde 20)<br>&#8220;Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zalim kimselerdir. Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.&#8221;(Zuhruf 75-77)<br>&#8220;Onlar, ateşten çıkmak isteyecekler, fakat ondan çıkacak değillerdir. Onlara boyuna sürüp gidecek bir azap vardır.&#8221;(Maide 37)<br>&#8220;Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.&#8221;(Furkan 65)<br>Cennetlikler hakkında da buyurur ki; &#8220;Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.&#8221;(Hicr 48)<br>İbni Kayyım r.a., şeyhul İslam İbni Teymiye&#8217;den, şöyle nakleder; &#8220;Hasen el Basri, Ömer r.a.&#8217;ın şöyle dediğini söyledi; &#8220;Cehennemdekiler şayet kum yığınları kadar bir süre bile cehennemde kalsalar, yine bir gün oradan çıkarlardı.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn2" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[2]</font></a> Her ne kadar Hasen el Basri, Ömer r.a.&#8217;den işitmemişse de, onun böyle dediğine kanaati olmasaydı böyle kesin olarak rivayet etmezdi. Ehli sünnet önderi imamlar da buna karşı çıkmadılar.&#8221;<br>Bu söze şöyle karşılık veririz; birincisi; Hasen el Basri, Ömer r.a.&#8217;den bunu işitmemiş olup, mürsel olarak rivayet etmiştir. Hasen el Basri r.a., zahid imamlardan biri olması yanında, müdellis bir ravi olup, mürsel rivayetleri imamlar indinde makbul değildir. İmam Darekutni Sünen&#8217;de der ki; &#8220;Hasen el Basri ve Ebul Aliye&#8217;nin mürselleri alınmaz. Zira bunlar kimden rivayette bulunduklarına dikkat etmezler.&#8221;<br>Ehli Sünnet İmamlarının bu söze karşı çıkmayışlarına gelince; onlar Ömer r.a.&#8217;ın bu sözünü, cehennem&#8217;e girip de çıkacak olan günahkar müminlerin hakkında olduğuna hamletmişlerdir.<br>Ayrıca Ömer r.a.&#8217;a nisbet edilen bu sözün sabit olduğunu kabul etsek bile, cehennem&#8217;in sonu geleceğine delil gösterilemez. Bu, &#8220;Zeyd şu evde şu kadar kalır, sonra oradan çıkar&#8221; demek gibidir ve bunu söylerken, evin yok olacağı anlamına gelmez.<br>Şayet; &#8220;Allah cehennemi, kendisine isyan eden kullarını cezalandırmak için yaratmıştır. Onların cezası bitince, oraya ihtiyaç kalmaz&#8221; denilirse, bu yukarıda kaydettiğimiz, cehennem azabının kafirlere sonsuz olduğunu belirten ayetlere muhaliftir. Bu hükümde ne sahabe, ne tabiin, ne de ehli sünnet imamları ihtilaf etmemiştir.<br>Sonra İbni Teymiye r.a., Ömer r.a.&#8217;ın sözünü kafirlere hamlederek; &#8220;zaten günahkar müminler cehennemde kum taneleri kadar uzun süre orada kalacak değildir. Ömer r.a. kafirleri kastetmiş olmalıdır&#8221; der.<br>Bu iddianın zayıflığı bellidir. Beyan ilmi, onun bu sözünün yanlışlığını ortaya koyar. Zira Ömer r.a. şart kaziyesiyle diyor ki; &#8220;Şayet, onların cehennemde kalışı şu kadar uzasa bile, yine oradan çıkarlardı.&#8221; İbni Teymiye&#8217;nin iddiasının kabul edilebilmesi için; &#8220;Şüphesiz cehennemlikler, kum taneleri sayısı kadar bekleseler de oradan çıkarlar&#8221; demiş olması gerekirdi. Bu yüzden bu sözün kafirlere hamledilmesi yanlış olup, günahkar muvahhidler hakkındadır.<br>Ömer r.a.&#8217;ın bu sözü, İbni Mesud r.a.&#8217;ın rivayet ettiği şu hadisteki gibidir; &#8220;Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; &#8220;Şayet cehennem ehline; &#8220;sizler ateşte dünyadaki taşlar kadar kalacaksınız&#8221; denilse, bununla sevinirlerdi.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn3" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[3]</font></a><br>Cehennemde cezasını çekip, oradan çıkarılacak olan muvahhid günahkarların kalış süresi hakkında, İbni Ebu Hatem, ve es Sunne&#8217;de İbni Şahin, Ali r.a.&#8217;den rivayet ediyorlar; &#8220;Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; &#8220;Pişman olmadan ve tevbe etmeden ölen büyük günah sahiplerinden bazısı cehennem&#8217;de bir ay, bazısı bir sene kalıp çıkarılır. Onlar içinde cehennemde en uzun kalanı, dünyanın ömrü kadardır.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn4" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[4]</font></a> Aynısını Hakiym et Tirmizi, Nevadirul Usul&#8217;de daha uzun bir metinle rivayet etti ve orada dünyanın ömrü yedi bin sene olarak geçer. Bu ziyade münkerdir.<br>Sonra Şeyhulislam, cehennemin faniliğine, İbni Abbas r.a.&#8217;ın Enam suresi 128. ayeti tefsirinde söylediği şu sözünü delil getiriyor; &#8220;Hiç kimsenin, yaratıkları hakkında Allah&#8217;a hükmetmesi, onlara cennetlik veya cehennemlik diye damga vurması yakışmaz.&#8221;<br>Bu sözün, cennet ve cehennemin son bulmasıyla alakası yoktur. Müminlerden birinin işlediği günah sebebiyle, onun cehennemlik olduğuna veya işlediği sevap sebebiyle cennetlik olduğuna şahitlik etmenin caiz olmadığına işaret etmiştir ki, bu zaten sahih hadislerle sabit bir meseledir.<br>Bu konuda delil getirilen diğer rivayet; Ebu Hureyre ve İbni Mesud r.a.&#8217;dan nakledilen; &#8220;Bir zaman gelir ki, cehennemde kimse kalmaz&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn5" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[5]</font></a> sözüdür.<br>Begavi r.a., bu sözü naklettikten sonra der ki; &#8220;Şayet bu rivayet sabit ise, Ehli sünnet&#8217;e göre anlamı; &#8220;iman ehlinden kimse kalmaz&#8221; demektir. Kafirler ise sonsuza kadar cehennemde kalırlar.&#8221;<br>Ubeydullah Bin Muaz r.a., bu sahabelerin sözünü; &#8220;ashabımız derler ki; &#8220;Yani muvahhidlerden kimse cehennemde kalmaz demektir&#8221; diye açıklamıştır.<br>Diğer bir delilleri; &#8220;Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.&#8221;(Hud 107) ayeti hakkında Ebu Said, Cabir ya da başka birinin; &#8220;Bu ayet bütün tehdit ayetlerine uygulanır.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn6" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[6]</font></a> Sözüdür.<br>Suyuti bunu Durrül Mensur&#8217;da, Abdurrazzak, Taberi, İbnül Münzir, Taberani ve Beyhaki&#8217;nin Esma ve Sıfat adlı eserine nisbet etmiştir.<br>Bu rivayette ravi Ebu Nadre; &#8220;ya Ebu Said, ya Cabir, ya da başka bir sahabe dedi ki..&#8221; diyerek şüpheli bir şekilde ibare kullanmış, bunu kimin söylediği meçhul kalmıştır. Delil olarak kullanılamaz.<br>Rivayet sabit olsaydı bile, cehennemin sonlu olduğunu göstermez. Nitekim Beyhaki, el Ba&#8217;s ven Nuşür&#8217;de, İbni Abbas r.a.&#8217;nın bu ayetin (Hud 107) tefsirinde;<br>&#8220;Fakat Rabbin şunların cehennemde, şunların cennette kalmasını dilemiştir.&#8221; Dediğini rivayet ediyor.<br>Bu ayetteki; &#8220;Rabbinin dilediği hariç&#8221; ifadesi, İbni Abbas, Hasen, Halid Bin Madan, Dahhak, Katade, Ebu Sinan, İbni Kesir, Taberi ve başkalarının da dediği gibi, muvahhidler hakkındadır. Zira, &#8220;bedbaht olanlar&#8221; lafzı, kafirleri de, günahkarları da kapsar.<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn7" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[7]</font></a><br>Beyhaki, Ferra ve Halimi&#8217;den naklen der ki; &#8220;bu ayetteki &#8220;illa=ancak&#8221; edatı, &#8220;siva=dışında&#8221; manasındadır. Bu aynı; &#8220;falanın bende bir seneye kadarki iki bin dirhemi dışında, bin dirhemi vardır.&#8221; Sözü gibidir.<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn8" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[8]</font></a><br>İbni Amr r.a.&#8217;ın &#8220;Cehennemde hiç kimse kalmaz ve kapıları kapanır&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn9" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[9]</font></a> sözünü delil getirdiler. Rivayet bu şekliyle münkerdir. Bezzar&#8217;ın rivayet ettiği sahih rivayette; &#8220;yani cehennemde muvahhidlerden kimse kalmaz&#8221; ziyadesi geçiyor.<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn10" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[10]</font></a><br>Enes r.a. merfuan rivayet ediyor; &#8220;Cehennem üzerine bir gün gelir ki orada ümmeti Muhammed&#8217;den kimse kalmaz.&#8221; <a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn11" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[11]</font></a><br>Yine Ebu Umame&#8217;den merfuan; &#8220;Cehennem üzerine bir gün gelir ki, ademoğlunun muvahhidlerinden hiç biri orada kalmaz ve cehennemliklerin üzerlerine kapılar kapanır.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn12" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[12]</font></a><br>Sonra Şeyhul İslam İbni Teymiye, İbni Merduye&#8217;nin tefsirinde Cabir r.a. hadisinden tahric ettiği şu rivayeti delil getiriyor; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, &#8220;Bahtsızlar ateştedirler. Onların orada (o bunaltıcı ateş içinde) bir soluk alıp verişleri vardır ki!... Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır.&#8221;(Hud 106-107) ayetleri hakkında buyurdu ki; &#8220;Allah dilerse, bedbaht olanlardan bazı kimseleri ateşten çıkarmayı ve onları cennete koymayı dilerse bunu yapar.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn13" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[13]</font></a><br>Deriz ki, bu, cehennemin son bulacağına değil, tam aksine delil olur. Burada çıkarılması dilenen bedbahtlar, İbni Abbas r.a.&#8217;nın dediği gibi muvahhid olanların günahkar olanlarıdır. Ayrıca burada bedbahtların muhakkak çıkarılacağı belirtilmemiş, &#8220;Şayet Allah dilerse&#8221; diye şarta bağlanmıştır. Bu aynı şu ayetteki gibidir;<br>&#8220;Biz dileseydik, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.&#8221;(Secde 13) burada da Allah&#8217;ın dilemesine bağlanmıştır.<br>Buhari ve Müslim&#8217;in sahihlerinde rivayet edilen hadiste; &#8220;Ölüm, çok güzel bir koç şeklinde getirilir ve cennet ile cehennem arasında boğazlanıp şöyle denilir; ey cennet halkı, ebedilik var, ölüm yok, ey cehennem halkı, ebediyet var, ölüm yok!&#8221; buyrulmuştur.<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn14" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[14]</font></a><br>İddia sahibinin diğer delilleri olan; &#8220;(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar, Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, Kaynar su ve irin (tadarlar). Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak. Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı. Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.&#8221;(Nebe 23-28) ayetlerine gelince;<br>Bu ayetlerde anlatılanlar, kafirlerin sıfatıdır. İbni Teymiye&#8217;nin buradaki &#8220;çağlar boyu&#8221; ifadesini alarak, fakat sonra gelen ayeti hesap etmeyrek delil getirmesi, onun bir zuhulüdür. Nebe suresi 30. ayetinde buyrulur ki; &#8220;Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.&#8221; Şayet kastedilen; &#8220;çağlar boyu cehennemde kalmalarından sonra ancak azabın artacağı&#8221; olunca, İbni Teymiye&#8217;nin bu iddiası boşa çıkmış oluyor.<br>Nitekim burada &#8220;çağlar boyu&#8221; diye terceme edilen &#8220;ahkab&#8221; kelimesi hakkında Begavi ve Abd Bin Humeyd, Hasen el Basri r.a.&#8217;den şöyle naklediyor; &#8220;Ahkab; ancak süreklilik, devamlılık ifade eder.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn15" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[15]</font></a><br>Abdurrazzak, Taberi, Abd Bin Humeyd ve İbnül Münzir, Katade r.a.&#8217;den naklediyor; &#8220;Ahkabın sonu yoktur, bir hukubdan diğer hukuba geçmeyi ifade eder.&#8221;<a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftn16" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[16]</font></a> Rabi Bin Enes de böyle dedi.<br>Netice; ne ayetlerde, ne hadislerde, ne de sahabe sözlerinde, cehennemin sonu geleceğine delil yoktur. Bilakis cehennem azabının ve cennetin sonsuz olacağına dair deliller çoktur.<br>Bu konuda İbni Teymiye r.a. delillere dayanarak ictihat etmiş, lakin isabet etmiştir. Müctehid hata ederse bir sevap alır. Ama İbni Arabi gibi delile değil de aklına veya keşfine dayanarak &#8220;Cehennemde azap olmayacağını&#8221; söyleyerek naslara muhalefet edenler inkar ettikleri azap ile karşılaşacaklardır.Aklı esas alanların; &#8220;Azabın biteceği&#8221; şeklindeki görüşleri ise, Kitap ve sünnete muhalif, sapık görüşlerdir. Mutezilî Şia taifesinden Mustafa İslamoğlu; &#8220;Bakî olan yalnız Allah&#8217;tır. Bu yüzden cennet ve cehennemin sonu vardır.&#8221; Diyor! Görüldüğü gibi herhangi bir delile dayanmadan aklını hakem kılarak şahsi görüşünü belirtiyor. Vahyin belirlediği hükme rağmen böyle düşünen sapıklara şunu sorarım; o çok güvendiğiniz mantığınız uzayın sonsuzluğunu nasıl algılıyor acaba?<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref1" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[1]</font></a> Müslim(iman 306) Cemül Fevaid(10053)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref2" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[2]</font></a> İbni Kayyım Hadil Ervah(s.409) Suyuti Durrül Mensur(4/478)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref3" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[3]</font></a> sahihtir. Taberani(10/179) Deylemi(5154) Ebu Nuaym Hilye(4/168) Ebu Hatem İlel(2/224) Mecmauz Zevaid(10/396) Taberani&#8217;nin isnadında zayıf ravi Hakem Bin Zuheyr vardır. Elbani Zaiful Cami&#8217;de haksız olarak; mevdu dedi. Lakin Hafız İbni Receb bunu ceyyid isnad ile rivayet etti; Tahvif Minen Nar(s.179) Begavi Tefsiri(4/438)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref4" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[4]</font></a> zayıftır. İbni Receb Tahvif Minen Nar(s.189) Lisanul Mizan(5/150) Tehzibut Tehzib(9/118) İbni Makula İkmal(2/516) İbnül Cevzi İlelül Mütenahiye(2/940) mechul ravileri vardır.<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref5" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[5]</font></a> Taberi(12/118) Begavi Tefsiri(2/403) Suyuti Durrül Mensur(4/478) Ruhul Maani(12/146)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref6" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[6]</font></a> Durrül Mensur(4/478)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref7" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[7]</font></a> Taberi(12/118) Kurtubi(9/99) İbni Kesir(8/3988)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref8" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[8]</font></a> Şuabul İman(1/329)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref9" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[9]</font></a> münker bir rivayettir. Bkz.: Zehebi Mizan(7/189) İbni Hacer Tehzibut Tehzib(12/49) Salebi Tefsiri(4/321)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref10" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[10]</font></a> Bezzar(6/442) Hafız İbni Hacer, Tahricu Ehadisil Keşşaf(s.82) Alusi Ruhul Maani(12/146) Feyzul Kadir(1/40)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref11" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[11]</font></a> İbni Adiy Kamil(5/220) Zehebi Mizan(5/124) Feyzul Kadir(5/321)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref12" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[12]</font></a> Taberani(8/247) Deylemi(5351) Hatib Tarih(9/122) Mecmauz Zevaid(10/360)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref13" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[13]</font></a> Suyuti Durrül Mensur(4/476)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref14" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[14]</font></a> Müslim(4/2189) Buhari(11/406-Fethul Bari) Beyhaki Şuab(386-387)<br><a href="http://www2.blogger.com/post-create.g?blogID=3156837174770530713#_ftnref15" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#32527a">[15]</font></a> Taberi(30/11) Lisanul Arab(1/326) Beyzavi(5/441) İbni Kesir(4/465) Kurtubi(19/177) Durrül Mensur(8/394) Salebi(4/381) Vahidi(2/1166) Begavi(4/438) Zadul Mesir(9/8) Celaleyn(s.787) Nesefi(4/311) Alusi Ruhul Maani(30/14-15)<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>14 Feb 2008 15:19:20 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006720545</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>deccal</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696869</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <b><font size="2"><font face="Arial">&nbsp; Şâbi'nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Temimu'd-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccâl'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın<img src="/images/smiley/s01.bmp" > <span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></font></font></b><p><span><b>"Sen necisin, neyin nesisin?" dediler. O cevap verdi: </b></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Ben cessâseyim!" </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Cessase nedir?" denildi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Ey cemaat! Şu mannastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır!" dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Vah sana! Kimsin sen?" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!" dedi. Arkadaşlarım: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. "Vah sana, nesin sen" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Ben cessâseyim!" dedi. Biz: "Cessase de ne?" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!" dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk" dedik. Adam: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Bana Beysân hurmalığından haber verin!" dedi. Biz: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Onun neyinden haber soruyorsun?" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Evet!" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Bana Taberiye gölünden haber verin!" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Onun nesinden haber istiyorsun?" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Onun suyunun çekilmesi yakındır!" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Bana Zuğer gözesinden haber verin!" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Sen onun neyinden haber istiyorsun?" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı?" dedi. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Araplar O'nunla mukâtele etti mi?" dedi. Biz: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Evet!" dedik. </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Onlara karşı ne yaptı?" dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize<img src="/images/smiley/s01.bmp" > </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!" dedi." Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi?" buyurdular. Halk da: "Evet!" diye karşılık verdi. bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Temimi'd-Dâri'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti."</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Müslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326); Tirmizi, Fiten 66, (2254).</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize Deccal üzerine uzun bir hadis rivayet etti. Bize anlattıkları meyanında şöyle de demişti: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısı olan -veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Sen Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bize haber verdiği Deccâl'sin!" der. Deccâl de (kendi adamlarına): </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Ben şunu öldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu işte bir şüpheye düşer misiniz?" der. Oradakiler: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Hayır!" derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Diriltildiği zaman adam: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Allah'a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!" der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi di(yerek öldürmek isteye)cek, fakat musallat edilmeyecek."</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Buhari, Fiten 27, Fedailu'l-Medine9; Müslim, Fiten 112, (2938).</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><blockquote><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p></blockquote><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur."</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melâhim 14, (4315),</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ebu Saidi'l-Hudri radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Aleyhissalâtu vesselâm'a Deccâl'den sormuştur. Aleyhissalatu vesselam da şu cevabı vermiştir: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"O (Deccâl) çıktığı gün (aynen bir insan gibidir) yemek yer. Ben size, onun hakkında, benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım: Onun sağ gözü meshedilmiştir (görmez), pertlektir, göz hadakası yoktur, sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatta ateşi cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun! Onun yanında iki kişi vardır; köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca Deccal'in ashabından ilki oraya girer."</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Rezin tahric etmiştir. Hadisin kaynağı yok ise de, hadiste yer alan mefhumların şahidleri Sahiheyn ve diğer kaynaklarda çoğunluk itibariyle gelmiştir.</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Veda haccı sırasında (bir ara): "Halk susup dinlesin!" buyurdular. Sonra Allah'a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesih ve Deccal'den uzunu uzun söz ettiler ve buyurdular ki: </span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"></span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">"Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm dânesi gibidir. (İki gözünün arasında ke-fe-re yani kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır)."</span></b><span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> </span></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>13 Feb 2008 12:59:01 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696869</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>mizah</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696356</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <div><a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/index2.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=549&amp;pop=1&amp;page=0&amp;Itemid=1" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.sonpeygamber.info/tr/images/M_images/printButton.png" ></a> --><span>&nbsp;</span> </div><div>HZ. PEYGAMBER VE MİZAH <a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/index2.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=1337&amp;pop=1&amp;page=0&amp;Itemid=14" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.sonpeygamber.info/tr/images/M_images/printButton.png" ></a> <font size="2"><font color="#666666"><span>Dr. Yusuf Doğan</span><img src="http://www.sonpeygamber.info/tr/images/stories/sosyalhayat/mizah110.jpg" ><br></font></font>İnsan yaratılışı itibariyle her zaman aynı aktiviteyi gösteremez. O aşırı çalışmanın verdiği yorgunluk ve sıkıntılardan kurtulmak istediğinde bir takım eylemlere yönelir. Bu eylemlerin başında mizah gelir. İnsanın varoluşu ile&nbsp;birlikte var olan mizah, daha sonra tarihî süreç içerisinde edebî sanatlardan biri haline gelmiş ve edebî tür olarak yerini almıştır. <a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/content/view/1337/14/lang,tr/" target="_blank" class="pageLinks"><font color="#666666">Devamı...</font></a> <span>&nbsp;</span> </div><div>HZ. PEYGAMBER GENÇLERİN DUYGULARINA HİTAP EDİYORDU <a href="http://www.sonpeygamber.info/tr/index2.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=1339&amp;pop=1&amp;page=0&amp;Itemid=14" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.sonpeygamber.info/tr/images/M_images/printButton.png" ></a> <span><font size="2" color="#666666">Yrd. Doç. Dr. Seyfullah Kara</font></span> <br>Toplumu fertler oluşturmaktadır. Ferdin sağlıklı bir eğitimden geçmesi ve buna bağlı olarak eğitimin amacına uygun hale gelmesi, toplumun huzur ve ahengi için şarttır. Bundan dolayı Hz. Peygamber, fertlerin eğitimine, bunlar arasında da çocuk ve gençlerin terbiyesine son derece önem vermiştir. Allah'ın Elçisi, bu eğitimi gelişigüzel bir biçimde yapmamış, gençlik psikolojisini dikkate alan son derece önemli metotlar uygulamıştır. </div><p>Toplumu fertler oluşturmaktadır. Ferdin sağlıklı bir eğitimden geçmesi ve buna bağlı olarak eğitimin amacına uygun hale gelmesi, toplumun huzur ve ahengi için şarttır. Bundan dolayı Hz. Peygamber, fertlerin eğitimine, bunlar arasında da çocuk ve gençlerin terbiyesine son derece önem vermiştir. Allah'ın Elçisi, bu eğitimi gelişigüzel bir biçimde yapmamış, gençlik psikolojisini dikkate alan son derece önemli metotlar uygulamıştır. O, uyguladığı bu metotlar sayesinde çoğu insanî değerlerin yok olduğu bir toplumu, bütün zorlukları aşarak, insanlığın imrendiği bir millet haline getirmiştir. Onun, gençlerin eğitimiyle ilgili olarak kullandığı metotları ana hatlarıyla, </p><ol><li><div>Gençlerin duygularına hitap etmesi, </div><li><div>Gençleri utandırmaktan sakınması, </div><li><div>Gençlere yumuşak ve müsamahalı davranması, </div><li><div>Soru sorarak gençlerin ilgisini çekmesi, şeklinde dört grupta toplamamız mümkündür. </div></li></ol><p><b>1.Gençlerin duygularına hitap etmesi: </b>Hz. Peygamber, eğitime tâbi tutacağı insanların içinde bulundukları durumu daima göz önünde<b> </b>bulundurmuş, öğrenmeyi verimli bir şekilde sağlayan sosyal ve psikolojik şartları her zaman<b> </b>dikkate almıştır. Onun içindir ki, kendisine, farklı kişilerce değişik zaman ve mekanlarda en faziletli amel sorulduğunda, muhatabının içinde bulunduğu şartlara göre, bazen, "<i>vaktinde kılınan namaz</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">Sahîhu´l-Buhârî, nşr. Mustafa Dîb el-Buğâ, Dımaşk, 1993, I, 197 (Kitâbu Mevâkîtu's-Salât, hn.504). ', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">1</font></b></a>,<b> </b>diye cevap vermiş, kimi zaman da, amellerin en faziletlisinin, "<i>Allah'a iman ve Allah yolunda</i><b> </b><i>cihat</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., II, 892 (Kitâbu'l-Itk, hn.2382).', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">2</font></b></a> olduğunu söylemiştir.<b> </b>Nitekim o, bu konuda, "<i>Biz peygamberler, insanlarla zeka seviyelerine uygun olarak konuşmakla emir olunduk.</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">Keşfu´l-Hafâ ve Muzîlu´l-İlbâs, Beyrut, 1988, I, 196.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">3</font></b></a>, buyurmuştur. Hatta insanların anlayış<i> </i>kapasitelerinin yeterli olmayışı veya yanlış değerlendirebilecekleri gerekçesiyle bazı şeylerin henüz<i> </i>bilinmemesini istemiştir. Bunu isterken, kişilerin seviyelerinin bunları doğru yorumlayacak düzeye<i> </i>henüz gelmediğini düşünmüştür. Hicret sırasında on yedi yaşında bulunan Muaz b. Cebel'in<i> </i>naklettiğine göre, Hz. Peygamber, "<i>Allah'tan başka bir ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Resûlu olduğuna kalpten inanan herkese Allah cehennemi haram kılmıştır.</i>" buyurmuştur. Bunun<i> </i>üzerine Muâz, "<i>Yâ Rasûlallah! Bunu insanlara haber vereyim mi?</i>" demiş, Hz. Peygamber de<i> </i>cevaben "<i>Vermesen daha iyi olur. Çünkü o zaman buna güvenirler.</i>" diye karşılık vermiştir.<a href="" target="_blank" class="pageLinks">Tâcu´l-Câmi li´l-Usûl fî Ehâdîsi´r-Rasûl, Istanbul, 1981, I, 31.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">4</font></b></a> </p><p>Gençlerin eğitiminde de onların anlayış kapasitelerini dikkate alıyor, temayüllerine ve karakterlerine uygun olan metotlarla onlara yaklaşıyordu. Bazen onlara dua ederek duygu ve hissiyatlarını, kimi zaman da överek gururlarını okşamayı ihmal etmiyordu. Abdullah b. Abbas için, "<i>Allah'ım, onu dinde fakih</i> <i>kıl ve ona tevili öğret.</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., I, 192.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">5</font></b></a> demek suretiyle, onun duygu ve hissiyatına hitap ederken, genç Ebû Musa el-Eş'arî'ye de, "<i>Ey Musa! Sana Davud ailesinin sesi gibi güzel bir ses verilmiştir.</i>" <a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., III, 1748.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">6</font></b></a>, diyerek, onun gururunu okşamıştır. Genç Enes b. Malik'ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, "<i>Yaşından dolayı ihtiyar bir kişiye ikramda bulunan gence, Allah, yaşlandığında kendisine ikramda bulunan kimseler lütfeder.</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., IV, 1574-1575; ez-Zebîdî, Zeynuddîn Ahmed b. Ahmed b. Abdillatîf, <i>Sahîhu Buhârî Muhtasârı</i>', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">7</font></b></a> buyurmuştur. Hz. Peygamber bu sözüyle gençleri sanki yaşlılar diyarına götürmüş, gençlerin de yaşlanacağı ve ikrama muhtaç olacağı duygusunu onlarda<i> </i>uyandırmıştır. </p><p>Hz. Peygamber Huneyn Savaşı'nda elde edilen ganimetlerin taksiminde, kalplerini İslam'a ısındırmak ve bağlamak için Kureyş'in ileri gelenlerine daha fazla pay ayırmıştı. Bu durum Ensar'ı gönülden yaralamıştı. İçlerinden söylenenler oldu. Sa'd b. Ubâde bu durumu Hz. Peygamber'e bildirince, Allah Rasûlu onları çadırına çağırdı ve "<i>Ey Ensar! Sizin beni tenkit ettiğiniz söylendi,</i> <i>aslı var mıdır?</i>" diye sordu. Ensar, "<i>Ya Rasûlullah! Bizim ileri gelenlerimiz sizi tenkit edecek sözler</i> <i>söylemezler. Bunlar delikanlıların sözüdür.</i>" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, "<i>Ey Ensar! Ben</i> <i>sizi dalalette buldum. Allah benim sebebimle aranıza dostluk ve sevgi bırakmadı mı? Siz nüfusça az</i> <i>idiniz, sizi çoğaltmadı mı? Fakir iken zengin etmedi mi?</i>" dedi. Ensar ise "<i>Ya Rasûlullah! İyiliğin</i> <i>ihsanın haddinden fazladır. Allah size mükafatını ihsan etsin!</i>" diye karşılık verdiler. Yine Hz. Peygamber, "<i>Siz diyebilirsiniz ki, &#8216;Kavmin seni yalanladığı vakit, biz seni tasdik ettik. Seni</i> <i>Mekke'den uzaklaştırdıklarında sana ev verdik. İhtiyaç zamanında elimizden geleni geri koymadık.</i> <i>Düşmandan korkuyordun sana emniyet verdik.' İşte böyle derseniz, doğrudur. Sizi tasdik ederim."</i> dedi. Allah'ın Rasûlu bu şekilde Ensar'a iltifat etti. Ensar ise üzüntü gözyaşları dökerek, "<i>Ya</i> <i>Rasûlullah! Yalnız bu mal ganimeti değil, dilerseniz baba ve dedelerimizden miras olarak</i> <i>aldığımızı da onlara taksim edin. Bizim maksadımız senin şerefli rızandır. Yanımızda dünya malının zerre kadar önemi yoktur.</i>" dediler. Hz. Peygamber Ensar'ın bu sözünden memnun oldu ve şöyle<i> </i>dedi: "<i>Ey Ensar! Sizin inancınızdaki samimiyete güvenim vardır. Kureyş ise İslam'a henüz gelmiştir. Şimdiye kadar meydana gelen savaşlarda Müslümanlar tarafından pek çok yenilgilere uğratıldılar. Onların kalplerini yatıştırmak maksadıyla fazla hisse verdim. Onlar evlerine koyun ve develerle gidecek. Siz ise Rasûlullah ile gideceksiniz. Buna razı olmaz mısınız?</i>". Ensar, "<i>Ya Rasûlullah! Sana yakın olmak, bizim için dünyadan ve dünyanın içindekilerden daha hayırlıdır. Gölgenizi Allah üzerimizden eksik etmesin.</i>" dediler. Bunun üzerine Allah Rasûlu, "<i>Ensar benim hususi dostlarım ve sırdaşlarımdır. Bütün insanlar bir yola gitse, Ensar başka bir yola gitse, ben Ensar'la beraber giderim.</i>" dedi ve ellerini kaldırıp, Ensar'a, çocuklarına ve torunlarına hayır dua<i> </i>etti.<a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., IV, 1574-1575; ez-Zebîdî, Zeynuddîn Ahmed b. Ahmed b. Abdillatîf, <i>Sahîhu Buhârî Muhtasârı </i><i>Tecrîd-i Sarîh Tercümesi</i>, çev. Ahmed Naim-Kamil Miras, Ankara, 1987, X, 340-343. ', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">8</font></b></a> </p><p><b>2.Gençleri utandırmaktan sakınması: </b>Hz. Peygamberin, muhataplarını eğitirken onlara karşı kırıcı davranışlar içine girmediğini,<b> </b>onlara kaba sözler sarf etmediğini görüyoruz. Kendisi muhataplarına kötü sözler söylemediği gibi,<b> </b>etrafındakilere de bu tür sözlerden uzak durmasını emretmiştir. Hataları düzeltme konusunda Allah'ın Rasûlu'nun ne kadar seviyeli ve nazikane davrandığını<b> </b>Muaviye b. Hakem güzel bir şekilde anlatmaktadır. Muaviye Hz. Peygamberin arkasında namaz<b> </b>kılarken, aksıran bir adama, "<i>Yerhamukellah</i>" diyerek karşılık vermişti. Çünkü namaz kılarken<b> </b>konuşulmayacağını bilmiyordu. Yanındakiler Muaviye'ye bakmaya başladılar. Muaviye onlara da<b> </b>"<i>Size ne oluyor ki, bana bakıp duruyorsunuz" </i>deyince, bu defa yanındakiler onu ikaz etmek için<b> </b>ellerini dizlerine vurmaya başladılar. Muaviye onların kendisini susturmak istediklerini anlayınca, sustu. Bundan sonrasını Muaviye b. Hakem şöyle anlatıyor: "<i>Anam babam Rasûlullah'a feda olsun.</i> <i>Onun kadar güzel öğreten bir öğretmen hiçbir zaman görmedim. Vallahi o, namazı kılınca beni ne</i> <i>dövdü &nbsp;ne de azarladı. Sadece namazda dünya kelamı konuşulmayacağını, ancak tesbih, tekbir</i> <i>yapılarak Kur'ân okunabileceğini söyledi.</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">Sahîhu Müslim, nşr. Muhammed Fuad Abdulbaki, Mısır, 1955, I, 381-382.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">9</font></b></a> </p><p>Hz. Peygamber inanç ve prensiplerine ters düşen hareketleri yapan gençlere bile kaba davranmamış, onları utandıracak tarzda tenkit etmemiş, hatalı olduklarını uygun bir biçimde ifade etmiştir. Allah Rasûlu'nun en sevdiği gençlerden biri olan Usâme b. Zeyd, hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracı olarak Rasûlullah'a geldi. Suçlu bir kadının, asalet sahibi ve değer verilen önemli bir kişi olduğu için suçunu görmezden gelmesi isteği, Hz. Peygamber'i son derece kızdırmasına rağmen, o, bu işe aracı olan genç Usâme'yi utandıracak hiçbir kırıcı söz etmemiş, tepkisini onu incitmeden ortaya koymuştur. Hz. Peygamber, minbere çıkarak, şu konuşmayı yaptı: "<i>Ey insanlar! Sizden öncekiler, kendilerine önemli ve nüfuz</i> <i>sahibi bir kişi suçlu olarak geldiğinde, onun cezasını vermediler. Ancak nüfuz sahibi olmayan ve</i> <i>zayıf, güçsüz bir kişi suçlu olarak geldiğinde hemen cezalandırdılar. Bu adaletsizlikten dolayı da helak oldular. Allah'a yemin ederim ki, hırsızlık yapan benim kızım Fatma olsa, onun da elini</i> <i>keserdim.</i>"<a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., III, 1283; el-Müslim, <i>a.g.e.</i>, III, 1315.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">10</font></b></a> Böylece Hz. Peygamber hem adaletin önemini ortaya koymuş, hem de genç Usâme'ye, kötülüklere aracı olmamasını ima yoluyla tembih etmiştir. </p><p><b>3.Gençlere yumuşak ve müsamahalı davranması: </b>Hz. Peygamber, insanlığın olmasını gerektirdiği bütün erdemleri şahsında taşıyan biridir. İnsanlık için bir merhamet abidesidir. Kur'ân-ı<b> </b>Kerim'de, <i>"Eğ</i><i>er sen kaba, katı</i><b> </b><i>yürekli olsaydın, kuşkusuz etrafından dağılır giderlerdi.</i>"<a href="javascript:void(0);" target="_blank" class="pageLinks"><b><font color="#000080">11</font></b></a> ayetiyle, bu gerçek ortaya konur.<b> </b>Bu özelliklere haiz olan Allah'ın Rasûlu, bir şey öğreteceği veya ikazda bulunacağı zaman<b> </b>önce karşısındakini yumuşatarak gönlünü kazanır, sonra söyleyeceklerini söylerdi. Yumuşak huyluluk anlamına gelen hilm sıfatına sahip olan Allah Elçisi, en kızılacak durumlarda bile soğukkanlılığını korumuş, karşısındaki muhatabı ikna yolu ile sinirlendirmeden bilgilendirme yoluna gitmiştir. Bizzat kendisi, öğretirken azarlamamayı öğütlemiştir. 25. Bir gün, zina etmek için kendisinden izin isteyen gence karşı ortaya koyduğu tavır, gençlerin<b> </b>eğitimlerini üstlenenlere örnek olacak mahiyettedir. Kureyş kabilesinden bir genç, Hz. Peygamberin huzuruna gelerek, "<i>Ey Allah'ın Rasûlu! Bana zina etmek için izin ver.</i>" dedi.<b> </b>Orada hazır bulunan sahabeden bazıları bu isteği İslam terbiyesine aykırı gördüklerinden, "<i>Sus, sus</i>" diyerek, genci azarladılar. İslam Peygamberi son derece sakin bir şekilde delikanlıya, "<i>Yanıma gel, otur.</i>" diye yer gösterdi. Sonra onunla sohbet etmeye başladı. "<i>Söyle bakalım, bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?</i>" diye sordu. Genç "<i>Sana feda olayım ey Allah'ın Rasûlu, böyle bir şeyi aslâ istemem.</i>" dedi. Peygamberimiz de "<i>Zaten hiç kimse annesine böyle bir şey yapılmasını istemez.</i>" buyurdu. Sorusuna devam ederek, "<i>Başkasının senin kızınla zina etmesine razı olur musun?</i>" diye sordu. Genç yine, "<i>Sana feda olayım ey Allah'ın Rasûlu, razı olmam.</i>" dedi. Hz. Peygamber de "<i>Hiç kimse kızıyla zina edilmesine razı olmaz.</i>" dedikten sonra, kız kardeşi, halası<i> </i>ve teyzesiyle zina edilmesine razı olup olmayacağını sordu. Genç, her soruda da "<i>Sana feda olayım hayır istemem.</i>" diye cevap veriyordu. Artık hatasını anladığını görünce Hz. Peygamber, elini bu<i> </i>gencin omzuna koyarak, "<i>Allah'ım, bunun günahını affet, kalbini temizle ve uzuvlarını günah işlemekten koru.</i>" diye dua etti. Bu genç, kendi ifadesine göre, bir daha hayatı boyunca kalbinde zina<i> </i>duygusuna yer vermedi.<a href="" target="_blank" class="pageLinks">Müsned, Beyrut, ts., IV, 256-257.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">12</font></b></a><i> </i><b></b></p><p>Allah Rasûlu'nun sahip olduğu hoşgörüyü, onun gençlere gösterdiği yumuşaklık ve müsamahayı daha iyi anlayabilmek için, kendisine gençlik hayatı boyunca on yıl aralıksız hizmet etmiş olan Enes b. Malik'in sözlerine kulak vermek yeterlidir. Enes şöyle diyor: "<i>On yıl</i> <i>Hz. Peygamber'e hizmet ettim. Bana bir defa bile &#8216;öf' demedi. Yaptığım bir şey için, &#8216;Niye bunu</i> <i>yaptın' diyerek azarlamadı. O, ahlak bakımından insanların en mükemmeliydi."</i><a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., IV, 368.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">13</font></b></a> </p><p><b>4.Soru Sorarak Gençlerin İlgisini Çekmesi: </b>Biraz önce zikrettiğimiz üzere, zina etmek isteyen gence "<i>Bir başkasının annenle, kızınla, teyzenle, halanla zina etmesini ister misin?</i>" diyerek ayrı ayrı sorular sormak suretiyle, gencin<i> </i>dikkatinin tamamen çekilmesi ve zinanın çirkinliği öğretilerek ikna edilmesi, örnek olarak burada da zikredilebilir.<i> </i>Allah Rasûlu, Hz.Ali'ye sıkıntı esnasında ne diyeceğini öğretmek için de önce sorusunu sormuş ve "<i>Ey Ali! Çıkmaza düştüğünde söylemen gereken kelimeleri sana öğreteyim mi?</i>" demiştir. Hz. Peygamber, bu kelimelerin ne olduğunu açıklamış ve &#8216;<i>Bismillahirrahmanirrahim, velâ</i> <i>Havle velâ Kuvvete İllâ Billâhi'l-Aliyyi'l-Azîm</i>' <i>dersen, Allah sana gelecek olan belalardan</i> <i>dilediğini bu kelime sebebiyle önler.</i>" buyurmuştur.<a href="" target="_blank" class="pageLinks">a.g.e., II, 382.', CAPTION, '', BELOW, RIGHT, BGCOLOR, '#CC9966');" onmouseout="return nd();" href="javascript:void(0);"><b><font color="#000080">14</font></b></a> </p></li> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>13 Feb 2008 12:53:31 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696356</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>k&#305;yamet</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696133</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><b>Kıyamet</b> (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a" target="_blank" class="pageLinks">Arapça</a>'da &#1610;&#1608;&#1605; &#1575;&#1604;&#1602;&#1610;&#1575;&#1605;&#1577;; kelime anlamı olarak: " <b><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dirili%C5%9F" target="_blank" class="pageLinks">Diriliş</a> Günü</b>") birçok dinde ve inanışta bulunan, dünyanın ve evrenin yok olacağı ana verilen isimdir. Her inanışta ve dinde farklı bir kıyamet anlayışı vardır. Tek tanrılı dinlerin inanışına göre dünyanın sonu ve bütün ölülerin dirilerek mahşerde toplanacağı zamandır.</p><p><i>Bu makalede belli başlı dinlerin ve inanışların kıyamet görüşleri yüzeysel olarak incelenmiştir. Her dinin veya inanışın kıyamet görüşünü detaylı olarak o dinin veya inanışın makalesinde bulabilirsiniz.</i></p><p><a href="" target="_blank" class="pageLinks"></a></p><h2><span>İslam dininde kıyamet</span></h2><p><b><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam" target="_blank" class="pageLinks">İslam</a> dininde</b> herkesin dirileceği ve dünya hayatının son bulacağı an.</p><p>Kıyamet kelimesinin karşılığı olarak Kur'an-ı Kerim'de geçen "<b>Saat</b> (Kur'an 31.34, 74.47)," "<b>Hesap Günü," (Kur'an 72.130 "</b>Toplanma Günü<b>," "</b>Hesap Günü<b>," "</b>Sıkıntı Günü," (Kur'an 74.9) and the "<b>Büyük Duyuru</b>")ifadeleri <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a" target="_blank" class="pageLinks">Arapça</a>'daki Son Hüküm gününün karşılıklarıdır.</p><p>Kıyamet inancı İslam inancının (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akide" target="_blank" class="pageLinks">Akide</a>) bir parçası ve inancın temel prensiplerinden biridir. Kıyamet Günündeki imtihanlar ve kargaşalar Kur'an ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hadis" target="_blank" class="pageLinks">Hadis</a> lerde tasvir edilmiş müfessirlerin yorumlarında ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazali" target="_blank" class="pageLinks">Gazali</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ibn_Kesir&amp;action=edit" target="_blank" class="pageLinks">Ibn Kesir</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ibn_Mace&amp;action=edit" target="_blank" class="pageLinks">Ibn Mace</a>, <a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Buhari&amp;action=edit" target="_blank" class="pageLinks">Buhari</a> gibi din bilginlerinin kitaplarında detaylarıyla ele alınmıştır. Kur'an-ı Kerim'e göre müslüman olsun olmasın her insan yaptıklarından ötürü kıyamet günü yargılanacaktır. (Kur'an 74.38).</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>13 Feb 2008 12:50:03 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696133</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>40 hadis-i &#351;erif</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696725</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p>&nbsp;</p><p><span><font color="#006699">HADİSLER</font></span><span> </span></p><p align="left"><b>(Allah Rasûlü) &#8220;Din nasihattir/samimiyettir&#8221; buyurdu. &#8220;Kime Yâ Rasûlallah?&#8221; diye sorduk. O da; &#8220;Allah'a, Kitabina, Peygamberine, Müslümanlarin yöneticilerine ve bütün müslümanlara&#8221; diye cevap verdi. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Imân, 95. </i></p><p align="left"><b>Islâm, güzel ahlâktir. </b><i></i></p><p align="right"><i>Kenzü'l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225. </i></p><p align="left"><b>Insanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16. </i></p>&nbsp;<span><font color="#ffffff">.::KURULLARIMIZ::.</font></span>&nbsp;<p><span><span><b></b><br><b><a href="http://ilahiyat.cukurova.edu.tr/hadis.htm#" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://ilahiyat.cukurova.edu.tr/images/arrow_wh.gif" ></a><font size="1" color="#ffffff"> YÖNETİM KURULU</font></b><font size="1" color="#ffffff"> <br><br>Prof. Dr. Salih KIRKGÖZ</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof. Dr. Kerim YAVUZ</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof. Dr. Ali Osman ATEŞ</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof Dr. Halife KESKİN</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Doç. Dr. Nasi ASLAN</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Doç.Dr. Mustafa LAMAN</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Yrd.Doç.Dr. Nuran YILMAZ <br><br><br><br></font><b><a href="http://ilahiyat.cukurova.edu.tr/hadis.htm#" target="_blank" class="pageLinks"><font size="1" color="#ffffff"><img src="http://ilahiyat.cukurova.edu.tr/images/arrow_wh.gif" ></font></a><font size="1" color="#ffffff"> FAKÜLTE KURULU <br></font></b></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof. Dr. Salih KIRKGÖZ</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof. Dr. Kerim YAVUZ</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof. Dr. Ali Osman ATEŞ</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof Dr. Halife KESKİN</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof.Dr. Saliha KIRICI </font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Prof.Dr. Hacer BOZDEMİR <br><br>Doç. Dr. Nasi ASLAN</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Doç.Dr. Mustafa LAMAN</font></span></span></p><p><span><span><font size="1" color="#ffffff">Yrd.Doç.Dr. Nebahat GÖÇERİ</font></span></span></p><p>Yrd.Doç.Dr. Hamit DİKMEN</p><p>Yrd.Doç.Dr. Muhammet YILMAZ </p><p><span><span><br><br></span></span></p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><br></p>&nbsp;<div align="center"><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>®2005 İlahiyat Fakültesi</p></div><blockquote><p align="left"><b>Kolaylastiriniz, güçlestirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Ilm, 12; Müslim, Cihâd, 6. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Insanlarin Peygamberlerden ögrenegeldikleri sözlerden biri de: &#8220;Utanmadiktan sonra diledigini yap!&#8221; sözüdür. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Hayra vesile olan, hayri yapan gibidir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Ilm, 14. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. </b>(Mümin, iki defa ayni yanilgiya düsmez) </p><p align="right"><i>Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Nerede olursan ol Allah'a karsi gelmekten sakin; yaptigin kötülügün arkasindan bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. Insanlara karsi güzel ahlakin geregine göre davran. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 55. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Allah, sizden birinizin yaptigi isi, ameli ve görevi saglam ve iyi yapmasindan hosnut olur. </b></p><p align="right"><i>Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat, 1/275; Beyhakî, ?u'abü'l-Îmân, 4/334. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Iman, yetmis küsur derecedir. En üstünü &#8220;Lâ ilâhe illallah (Allah'tan baska ilah yoktur)&#8221; sözüdür, en düsük derecesi de rahatsiz edici bir seyi yoldan kaldirmaktir. Haya da imandandir. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58. </i></p><p> </p><p> </p><p align="left"><b>Iki göz vardir ki, cehennem atesi onlara dokunmaz: Allah korkusundan aglayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd, 12. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Zarar vermek ve zarara zararla karsilik vermek yoktur. </b></p><p align="right"><i>Ibn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta', Akdiye, 31. </i></p><p> </p><p align="center"><b>Hiçbiriniz kendisi için istedigini (mü'min) kardesi için istemedikçe (gerçek) iman etmis olamaz. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71. </i></p><p> </p><p align="justify"><b>Müslüman müslümanin kardesidir. Ona zulmetmez, onu (düsmanina) teslim etmez. Kim, (mümin) kardesinin bir ihtiyacini giderirse Allah da onun bir ihtiyacini giderir. Kim müslümani bir sikintidan kurtarirsa, bu sebeple Allah da onu kiyamet günü sikintilarinin birinden kurtarir. Kim bir müslümani(n kusurunu) örterse, Allah da Kiyamet günü onu(n kusurunu) örter. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmis olamazsiniz. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sifâtu'l-Kiyâme, 56. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Müslüman, insanlarin elinden ve dilinden emin oldugu kimsedir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8. </i></p><p> </p><p align="center"><b>Birbirinize buguz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah' </b><b>i </b><b>n kullari, kardes olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardesi ile dargin durmasi helal olmaz. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Edeb, 57, 58. </i></p><p> </p><p align="justify"><b>Hiç süphe yok ki dogruluk iyilige götürür. Iyilik de cennete götürür. Kisi dogru söyleye söyleye Allah katinda siddîk (dogru sözlü) diye yazilir. Yalancilik kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kisi yalan söyleye söyleye Allah katinda kezzâb (çok yalanci) diye yazilir. <i></i></b></p><p align="right"><i>Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104. </i></p><p> </p><p align="left"><b>(Mümin) kardesinle münakasa etme, onun hosuna gitmeyecek sakalar yapma ve ona yerine getirmeyecegin bir söz verme. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 58. </i></p><p> </p><p align="left">( <b>Mümin) kardesine tebessüm etmen sadakadir. Iyiligi emredip kötülükten sakindirman sadakadir. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadir. Yoldan tas, diken, kemik gibi seyleri kaldirip atman da senin için sadakadir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 36. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Allah sizin ne dis görünüsünüze ne de mallariniza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve islerinize bakar. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Birr, 33; &#8249;bn Mâce, Zühd, 9; </i></p><p align="right"><i>Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Allah' </b><b>i </b><b>n rizasi, anne ve babanin rizasindadir. </b></p><p align="left"><b>Allah' </b><b>i </b><b>n öfkesi de anne babanin öfkesindedir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 3. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Üç dua vardir ki, bunlar süphesiz kabul edilir: </b></p><p align="left"><b>Mazlumun duasi, misafirin duasi ve babanin evladina duasi. </b></p><p align="right"><i>Ibn Mâce, Dua, 11. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Hiçbir baba, çocuguna, güzel terbiyeden daha üstün bir </b><b>hediye veremez. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 33. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Sizin en hayirlilariniz, hanimlarina karsi en iyi davrananlarinizdir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Radâ', 11; &#8249;bn Mâce, Nikâh, 50. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygi </b></p><p align="left"><b>göstermeyen bizden degildir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66. </i></p><p> </p><p><b>Peygamberimiz isaret parmagi ve orta parmagiyla isaret ederek: &#8220;Gerek kendisine ve gerekse baskasina ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette iste böyle yanyanayiz&#8221; buyurmustur. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42. </i></p><p> </p><p align="justify"><b>(Insani) helâk eden su yedi seyden kaçinin. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah'a sirk kosmak, sihir, Allah' </b><b>i </b><b>n haram kildigi cana kiymak, faiz yemek, yetim mali yemek, savastan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadinlara iftirada bulunmak buyurdu. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Vasâyâ, 23, Tibb, 48; Müslim, Îmân, 144. </i></p><p> </p><p align="justify"><b>Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, komsusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayir söylesin veya sussun. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75. </i></p><p> </p><p><b>Cebrâil bana komsu hakkinda o kadar çok tavsiyede bulundu ki; </b><b>ben (Allah Teâlâ) komsuyu komsuya mirasçi kilacak zannettim. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141. </i></p><p> </p><p><b>Dul ve fakirlere yardim eden kimse, Allah yolunda cihad eden </b><b>veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle </b><b>geçiren kimse gibidir. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41; </i></p><p align="right"><i>Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78. </i></p><p> </p><p><b>Her insan hata eder. </b></p><p><b>Hata isleyenlerin en hayirlilari tevbe edenlerdir. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Kiyâme, 49; Ibn Mâce, Zühd, 30. </i></p><p> </p><p align="justify"><b>Mü'minin baska hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardir; O'nun her isi hayirdir. Eger bir genislige </b>(nimete) <b>kavusursa sükreder ve bu onun için bir hayir olur. Eger bir darliga (musibete) ugrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayir olur. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Zühd, 64; Dârim&#8221;, Rikâk, 61. </i></p><p> </p><p><b>Bizi aldatan bizden degildir. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Îmân, 164. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Söz tasiyanlar (cezalarini çekmeden ya da affedilmedikçe) </b><b>cennete giremezler. </b></p><p align="right"><i>Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Isçiye ücretini, (alninin) teri kurumadan veriniz. </b></p><p align="right"><i>Ibn Mâce, Ruhûn, 4 </i>. </p><p> </p><p align="left"><b>Bir müslümanin diktigi agaçtan veya ektigi ekinden insan, hayvan ve kuslarin yedikleri seyler, o müslüman için birer sadakadir. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Insanda bir organ vardir. Eger o saglikli ise bütün vücut saglikli olur; eger o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir. </b></p><p align="right"><i>Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107. </i></p><p> </p><p align="left"><b>Rabbinize karsi gelmekten sakinin, bes vakit namazinizi kilin, Ramazan orucunuzu tutun, mallarinizin zekatini verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz. </b></p><p align="right"><i>Tirmizî, Cum'a, 80. </i></p><p> </p></blockquote> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>13 Feb 2008 12:47:16 GMT</pubDate>
		<guid>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006696725</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>hamza87a</dc:creator>
		<title>orada kimi ne bekliyor</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://muslumancagri.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006685369</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="5">ORADA KİMİ NE BEKLİYOR? </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Allahu Teala, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve içerisindeki bütün varlıkları, geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün dünya ve dünyadaki bütün insanlar, canlı ve cansız varlıklar yok olacaklardır. Dağlar, taşlar, yerler, gökler parçalanacak (Karia-4,5), Allah&#8217;tan başka tüm<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>alem son bulacak, (Rahman-27)<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>kıyamet kopacaktır.İnsan için üç hayat vardır; </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">1. Dünya hayatı: Ruhun cesetle birlikte olduğu, içinde yaşadığımız hayat, </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">2. Berzah hayatı: Ruhların dünyada iken, içinde bulunduğu cesedden ayrılıp,azab yahutta nimet içinde müstakil hale geldiği, kabir hayatı </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">3. Ahiret hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmesi ile meydana gelen son hayattır. Berzah hayatı<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünya ile ahiret hayatı arasındaki, beklemekten ibaret olan hayattır. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Berzah hayatının birinci kapısı ölümdür. Ölüm anında, ruhlar cesedden ayrılırken, rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla, onlara hallerine (dünya yaşantılarına) uygun durumlar gösterilir. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Ahmed ibn Hanbel&#8217;in Müsned&#8217;inde<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>yer alan bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">&#8220;Mü&#8217;min kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda o&#8217;na semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: &#8220;Ey güzel Ruh! Çık ve Rabbinin rızasına ve mağfiretine gel&#8221; O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Kafir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında, kaba bir elbise olan, siyah yüzlü bir melek gelir. Onun görebileceği bir yere oturur ve şöyle der: </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">&#8220;Ey çirkin Ruh, haydi çık. Rabbının öfkesine ve<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>gazabına gel. Ruh cesedden, korkarak ve güçlükle ayrılır.&#8221; (IV/288-397) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Ölümden sonra berzah aleminin ikinci kapısı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunur, beraber azap ve mükafat görürler. Daha sonra ruh cesedden ayrılır ve müstakil olur. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in ifadesine göre:&#8220;Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.&#8221; (Tirmizi-Kıyame/26) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Ruhun cesetle birlikte kabirde azab veya mükafat görmesinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki ancak uyanınca sona erer. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Ruh, kabirde Münker ve Nekir&#8217;in soracağı suallere verdiği cevaplara göre ya &#8220;illiyyîne&#8221; ya da &#8220;siccîn&#8221;e gönderilir. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Burada yeniden diriltilecekleri kıyamete kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah&#8217;ın emri ile tekrar cesetlere girerler. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Berzah hayatından sonra insanlar yeniden hayat bulup, kabirlerinden kaldırılacak ve mahşer denilen düz bir sahada (Hicr/25) hesabı süratle gören Allah&#8217;ın (Al-i İmran/19) huzurunda, dünyada yaptıklarının hesabını (Hakka/19-37) vermek üzere toplanacaklardır. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">&#8220;De ki; Allah sizi diriltir (dünyaya getirir) sonra öldürür. Sonra şüphe götürmeyen kıyamet gününde sizi bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.&#8221; (Casiye/26) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">İnsanların hesap vermek için toplanacakları mahşer günü güneş, insanların başları üzerine iyice yaklaşır, sıcaklık çok şiddetlenir. Ve insanlar günahları nisbetinde tere batarlar. Bir kısmı topuklarına, bir kısmı diz kapağına, bir kısmı göbeğine ve bir kısmı da ağzına kadar tere batar. (Müslim-8/135; Buhari 6/137) Hararetin en şiddetli olduğu bu günde, adil devlet reisi, gönlü mescidlere bağlı genç, sadakayı gizli veren cömert kişi, güzel bir kadının zina davetini Allah&#8217;tan korkusu nedeniyle kabul etmeyen müttaki, sevgileri Allah için olan iki dost, Allah&#8217;a ibadetle büyüyen genç ve tenha yerde Allah&#8217;ı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan insanı, Allah, lütfuyla Arş&#8217;ının gölgesinde gölgelendirecektir.&#8221; (Buhari/Ezan, 36, Hudud/19) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">İnsanların<span style="mso-spacerun: yes">&nbsp; </span>dünyada yaptıkları amellerin tartılması için teraziler kurulur. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Hesaplaşma yapılır. Bu hesaplaşma &#8220;mizan&#8221; denilen keyfiyetini Allah&#8217;ın bildiği adalet terazileri ile gerçekleşir. İnsanlar teker teker hesaba çekilir. Bir kısmının ki kolay bir kısmının ki ise çok çetin geçer. Büyük küçük herşey hesaba dahil edilir. Diller, eller ve ayaklar kişinin aleyhinde şahitlik ederler. Yalan söylemek mümkün olmaz. (Nur/24-Yasin/65) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">&#8220;Kıyamet günü, doğru teraziler kurarız, hiçbir kimse, hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz.&#8221; (Enbiya/47) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Her insan için Kiramen Katibin meleklerinin bir dosya tanzim ettikleri bu dosyanın ahirette açılacağı, bütün teferruatıyla insanın amellerinin ortaya konacağı, zerre miktarı hayrın veya şerrin karşılığının görüleceği, amel defteri sağından verilenlerin hesabının kolay, arkasından ve solundan verilenlerin ise çok zor bir hesaptan geçeceği Kur&#8217;an ve sünnette bize haber verilmektedir. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Amellerin tartılması sonucu, kimin iyiliği ağır gelirse o, gerçekten ahiret sıkıntılarından kurtulmuş olur. Kimin de iyilikleri hafif kötülükleri ağır gelirse bu da hüsrana düşenlerden, zarara uğrayanlardan olur. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Amellerin tartılmasından ve iyilerle kötülerin belli olmasından sonra insanlar sırat köprüsünden geçmeye zorlanırlar. Cehennem üzerinde kurulan bu köprü çok ince olup üzerinde durulması ve yürünmesi kişinin iman ve ameline göre mümkün olan bir köprüdür. Buradan geçiş gayet tehlikeli olduğu için Rasulullah (s.a.v.) kenarına durup; </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">&#8220;Ya Rab! Selamette kıl, selamette kıl.&#8221; diye dua eder. (Müslim/129-Buhari-1/193) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Bazı insanlar, çakan şimşek gibi suratli bir şekilde karşıya geçerken, bazıları da dizleri ve elleri üzerinde zorlanarak geçecekler. Ama bazı insanlar da vardır ki o köprüden geçemeyerek cehenneme düşer, perişan olurlar. (Müslim-1/129-130) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">İşte insanoğlu için kaçışı mümkün olmayan, mutlaka uğranılacak olan, ba&#8217;s, mahşer, mizan ve sırat. Sonra da, son durak ya cennet, ya da cehennem. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Cennet </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">Allah&#8217;ın uyarıcı olarak gönderdiği Peygamberlerin davetine uyarak, iman edip, dünya ve ahirete ait işleri, kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan, temiz ve müttaki kişiler için hazırlanmış bir huzur ve saadet yurdudur. </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Roman" size="4">&#8220;Cennet, takva sahiplerine, uzak olmayarak yaklaştırılmıştır. İşte, size va&#8217;dolunan, gördüğünüz şu cennettir ki, o, Allah&#8217;ın taatına dönen, O&#8217;nun (hudud ve ahkamına) riayet eden, çok esirgeyici Allah&#8217;a bütün samimiyetiyle gıyaben, saygı gösteren, Hakk&#8217;ın taatına yönelmiş bir kalble giden kimselere aittir.&#8221; (Kâf 50/31-33) </font></span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span><font face="Times New Ro